17 Mart 2012 Cumartesi




Süreç Devam Ediyor...

Her geçen gün aşamalar kaydedip sahip olduğum ve peşimi hayat boyu bırakmayacak olan hastalığım ile yaşamayı öğrendim. Ancak içinde en önemlisi gündelik hayatınız. Aslında çoğumuz aynı düzen içinde yaşıyoruz ve aynı tempoya ayak uyduruyoruz.

3 aydır değişmeyen 1 günüm,

Bir günümü kısaca özetlemek gerekirse benim için gün 7:30'da başlıyor her sabah (Hafta sonu, tatil günleri, ulusal kültürel vs... benim için bir önemi yok.) ve ilk iğnemi (Novorapid) saat 8.30'da oluyorum biliyorum ki o ana kadar herşey güzeldi iyi bir uykudan uyanmıştım ve herşeye rağmen mutluydum. Derken, bir anda işe gitmek için evden çıktığımda şehrin karmaşası ilk nefesimde içime doluyor. Tam o sırada evet gün şimdi başlıyor diyorum ve bir anda metrobüs'te buluyorum kendimi ancak bu güne kadar daha hiç normal şartlarda yolculuk yapamadım toplu taşıma aracı olan metrobüs'te daima orta kapıda cama yapışmış bir şekilde her sabah yolculuk yapıyorum ve tam olarak 23dk sürüyor bu anlamsız ve bunaltıcı yolculuk.

Bu süre sonunda nefes almak ve son 5 dk'lık yürüyüşüm için üst geçidin 72 basamaklı merdivenini tırmanmaya başladığımda mutsuzluk ve aslında beni etkileyen, tabi benim etkilenmem ile doğru orantılı olan Şekerim o anda yükselmeye başlamış oluyor. Uzun merdivenler ve kısa bir yürüyüşün arından ofisteki masamda yerimi almış oluyor ve şimdi beni bekleyen günün iş stresi ve yoğunluğuna geliyor sıra.

Düzenli olarak her gün yemem gereken ara öğünlerimi daima saatinde almayı kendime bir kural koydum ve saat 10:00'ı gösterdiğinde bir adet yeşil elmamı ve bir bardak sütümü içtikten sonra sıra uzun süreli dengeleyici iğneme geliyor. 10:15'e geldiğinde saat (Levemir) köşeme çekilir ve iğnemi yaparım. Hastalığım başladığımda fark ettim birçok kişi iğneye bakamaz Ya da hoş karşılamazlarmış. İlk başlarda tuhaf karşılamış olsam da bende herkesi düşünerek herşeyde iğne yapmak yerine kimsenin olmadığı köşelere çekiliyorum.

Kişiler sizi görüyor ve üzülüyorlar içinde bulunduğunuz durumdan dolayı, bense onu hayatımda bir misafir olarak görmek istiyor ve buna inanmak istiyorum. Çünkü bu beni daha çok mutlu edecek ve yeni umutlarım için bana şans verecek.

Derken saat 12:30'a gelir çatar ve artık en önemli öğünüme sıra gelir. Listemin dışına çıkmadan en fazla kalori aldığım öğünüm. Yemek öncesi yapmam gereken en önemli şey yine iğne olmak. Tüm bu gelişim toplamda 13 sn sürse de biraz can sıkıcı. Arada unutmuyor değilim yemeğime başladıktan sonra aklıma geliyor ve hemen yapıyorum iğnemi.

Bu arada ne kadarı doğru tartışılır ama eğer ki yemeğinize bakladınız ve en başında iğneyi yapmayı unuttuysanız 10 dk içinde iğnenizi yapabilirsiniz. Herhangi bir tepki göstermiyor buna vücut. Bende ilk internetteki siteler de “üzerinden 1 saat geçmemişse yapabilirsiniz” diyordu ancak, zaten yapmamız gereken iğne de yemek ile insulin dengemizi kurması için yapmış olduğumuz bir entegre. Bunu geç adapte etmek yanlış ve tehlikeli olabilir. Bu konuda daima bir hatırlatıcı bulundurmalıyız yanımızda.

Güne kaldığım yerden devam ederken, ara öğünler ve günün sonuna yaklaştığımız paydos (18:30) saatimiz gelir çatar. Uzun bir yolculuk ardından artık eve ulaşmış oluyorum ve tek düşüncem biraz dinlenmek ve akşam yemeğimi yemek. Kısa süren bir hazırlanman sonra saat tam 20:00'ı gösterdiğinde elimde iğnem hazır ve masada yemeğimin başında konumlanmış olurum.

Tüm günün beklentileri 15 dk içinde bitmiş olur ve artık dinlenme vakti geldi dediğimde, saat tekrar 22:00'ı gösterir ve son iğne saatim tekrar (Levemir) biraz yüksek dozaj olsada beni sabah uyanana kadar rahat ve sağlıklı uyku uyumamı sağlacak. Bu iğne işinde bittikten sonra saatler 00:00'ı gösterir ve artık uyku vakti gelir.

İşte bu akış tam 3 aydır hiç değişmedi ve arada sıkılmıyor değilim. Tek sıkıntım aslında bakarsanız uyku... Ancak herşey yolunda gittiği için ve bu kadar dikkat ettiğim için içim rahat uyku az da olsa olur.

Sizlerinde bu yönde dikkatli ve disiplinli olmanız şeker seviyelerinizin tamamının normal seyretmesine yardımcı olacaktır. Çünkü en ufak kural ihlallerinde şeker seviyenizin ne yönde etkilendiğini rahatlıkla görebileceksiniz.

Aslında tüm bu dikkat ve özen hayatınızın geri kalanında sıkıntı çekmeden rahatça yaşamanızı ve sağlıklı bir hayat geçirmenize yarayacak. Biliyoruz ki “Yüksek Şeker” bizim için en öncelikte ayak, böbrek ve beyin de sıkıntılar yaşamamıza sebep olacaktır. Aynı şekilde “Düşük Şeker” de bizler için büyük bir risk teşkil eder.

Doktorunuz ilk hastalığınız öğrendiğinizde size saatlerce şeker hastalığının öneminden fazlasıyla bahsedecektir. Ancak siz içinden tamamını almanayacaksınız. Çünkü o anda en kötü ihtimalleri düşünürsünüz ve size söylenen cümlelerden en önemlilerini içlerinden seçip onlara daha çok ağırlık verirsiniz. Aslında hepsi birbirine bağlı ve bunu bir zincir olarak düşünebiliriz. Halkaların birbirine tutunması bizim elimizde.




13 Mart 2012 Salı

Şeker Hastalığı ve Hayatım




Merhaba,

Ben İlker ŞENER 22 yaşında, 3 ay önceye kadar extreme hayata ve heyecana doymaksızın yaşayan, işinde başarılı (Art Director) bir gencim ama şimdi....

Sizlere kısa zaman önce hayatımın bir anda değişmesini ve elimden neler alıp neler verdiğini anlatmak istiyorum.

Bundan tam 3 ay önce Ayvalık'taki ailemi ziyarete gittiğimde başladı. Mide bulantısı ile hastaneye gittiğimde doktorun bilinçsizce müdehaleleri yüzünden bir anda hayatım değişti. Belki bu büyük bir şanstı benim için bilinmez. Doktorun sorumsuzlukları nedeniyle komaya girdim ve şeker hastası olan babam Cengiz ŞENER'in şekerimi ölçmeyi düşünmesiyle ortaya çıktı.

Doktorun yanlış tedavi uygulaması beni giderek kötüye ve belirsiz bir durum içersine sürüklemişti... Ve artık Şeker Hastasıydım. Tabi ki de ailemde bulunduğu için bu hastalık bende aday gösteriliyordum ancak o kadar sağlıklıydım ki bu düşünce Hiçbir zaman kafamda yer etmemişti.

Diyabet doktorum “ Sen TİP 1 Diyabet Hastasısın ve bundan sonra Insulin kullanmak zorundasın.” dediğinde biraz şok etkisi yaratmıştı bende ama sakin ve düşünceli yaklaşmam gerektiğini düşündüm. Bu durumuma üzülen ailem ve sevdiklerimi görünce iyi olup kaldığım yerden devam etmenin yollarını aramam gerekiyor dedim kendime. Doktorun “dikkat etmezsen hayatını kötü yönde etkileyebilir.” söylemi beni endişelendirmiş ve bu zamana kadar yapmış olduğum ve yapmak istediklerimden bir anda uzaklaştırmıştı beni.

Hala inanamıyordum “serbest dalış, tüplü dalış, extreme fotograf çekmek, yükseklerden atlamak, aralarında bulunmak istemeyeceğiniz deniz canlılarıyla beraber yüzmek, yelken açmak, dağlarda kaymak ve daha bir çok hobimi” bir anda elimden almıştı. Belli etmemeye çalışsam da bu durum beni oldukça mutsuz etmişti. Her fırsatta doktoruma “Dalış hayatıma kaldığım yerden devam edebilecek miyim?” diye soruyordum ve onlar da bana bir gün “EVET” diyerek mutlu etmeye çalışıyorlardı belki de ama farkındaydım artık tutkularımı bırakmam gerekiyordu en azından uzun bir süre.

Herşey o kadar hızlı ilerliyordu ki neye uğradığımı nasıl bir hayata geçiş yaptığımı anlayamıyordum. Sen şeker hastasısın ve en önemli şey beslenmen diye bir ses vardı arkamda ve bir anda kendimi diyetisyende bulmuştum. Ben normalda günde 8 öğün yemek yiyen ve olmam gereken kilo da sağlıkla yaşayan biriydim ama eskisi gibi olmayacaktı hiçbirşey. Diyetisyen genç bir bayandı ve ne yapmam gerektiğini anlatmaya başladı, bense bu diyete nasıl uyacağımı ve nasıl doyabileceğimi düşünmeye başlamıştım.

Hastaneden çıktığımda kendi içimden “bundan sonra nasıl yaşamam gerektiğini öğrenmekten başka çarem yok” dedim. Yanımda annem vardı o an bana en büyük destekçi olan, ancak o da bu durumdan çok etkilenmiş ve oldukça üzgündü.

Eve geldim ve hemen bilgisayar başına geçtim. Hastalığı tamamıyla anlayıp yaşamamımı ne yönde etkileyeceğini araştırmaya başladım ve her okuduğum satırda biraz daha hayal kırıklığı yaşıyordum. Çünkü bu güne kadar ki yaşamamın %70 i yasak ve tehliyeliydi. Örneğin; Dalış, gece hayatı, bir çok sevdiğim yiyecek ve içecekler, ağır ve şiddetli spor, saatlerce yüzmek, yelken.... Bir çoğu daha var ancak bunlar benim hayatımda yer alan şeyler ve artık yoklar. Psikolojik olarak kendimi bir anda bu hobilerimden ve tutkularımdan soğutma isteği oluştu ve bunu aslında hiç yapmak istemiyordum.

Bu süreçte zaman hızla ilerliyor ve her gün yeni Bir şey öğreniyordum. Bilgilerimi hayatımda uygulamaya ve faydalarını da görmeye başlamıştım. Artık az yemek yiyor ve günde 5 kez iğne oluyordum. Yavaş yavaş bu düzene alışıp çevremdekileri de bu kervana ayak uyurmaları için zorluyordum.

Yapmış olduğunuz diyet kadar, zamanında yapmanız gereken insulinler ve doğru dozları, şeker hastalığının en dikkat edilmesi gereken böbrekleriniz ve ayaklarınıza özen göstermenizi ve tabiki en önemlisi sağlıklı yaşam yani spor u eksik etmemelisiniz hayatınızdan. Bende tüm bunları harfi harfine uyguluyor ve bedenimdeki değişiklikleri sıklıkla kontrol etmeye çalışıyordum.

Bundan sonraki yaşamımda bu hastalığın bana başka sorunlar yaratmasını istemiyordum ve ne gerekiyorsa araştırıp bulup kendi hayatımda yer ediyordum. Ancak Türkiye'de bu hastalığın ne kadar önemsiz ve dikkate alınmadığını gördüm 3 ayda. Çünkü hala hastanelerimizde bu hastalığın sebeplerini ve temelinde yatan hormonal dengelerin bozukluğunu araştıran hiçbir tahlil yok. Bilgi bakımından da hala diğer ülkelerden çok yoksunuz. Bilmemiz gerektiği kadar bilgiyi biliyor ve uyguluyoruz hatta doktorlarımız bu hastalığın üzerine temkinli bir şekilde yaklaşmamız gerektiğini bile söylemekten kaçınıyorlar Ya da söyleyemiyorlar.

Oysa ki siz ne kadar dikkatli olursaniz ve özen gösterirseniz bu hastalığın sizler için herhangi bir tehlike oluşturması mümkün değil. Ancak yine her zaman olduğu gibi insanoğlu kendi nefsine yenik düşerek bir kereden bişey olmaz bunu da yapalım, bunu da yiyelim gibi kendilerini kandırma durumlarında yaşamlarının dengesini bozduklarının farkında bile değiller. Araştırmalarınızı ve duyduklarınızı sadece ülkemiz adına sınırlamamalı dünya üzerinde diğer ülkelerde bu hastalığın ne kadar önemsendiği ve bu konudaki yapılan çalışamaları doktorların kendi makalelerinden de dinleyip araştırıp öğrenmeliyiz.

Diyeceksiniz; siz de hiç kaçamak yapmadınız mı? “Hayır! Şuana kadar bir kez olsun hiç kaçamak yapmadım ve hayatımı ilk günden bu zamana bir kez aksatmadım Sabah kalkışlarım, Kahvaltı,ara öğünlerim, Öğle ve Akşam yemeklerim hiç saatinden şaşmadı. Kendime koyduğum kuralları bazen bende çok katı buluyorum ancak bu benim hayatım için gereken bir şey ve buna uymak zorunda olduğumu düşünüyorum.

Geçtiğimiz haftalarda doktoruma giderek 3 aylık kontrollerimi yaptırdım. Sonuçların en başından bu yana çok daha iyi, ancak durumum tabi ki de düzelmeyecekti bunu biliyordum. Dikkat etmeye devam ve izlediğim yoldan hiç çıkmamam gerektiğini söyledi dokturum. Bende eski hayatımda yapmış olduğum ve şu anda vazgeçmek zorunda kaldığım tutkularımı tekrar elde etmek için ricada bulunduğumda beni çok değerli bir egzersiz uzmanı Nilay Hanıma gönlendirdi. Hızlıca bir mekanizma üzerine çıktım ve ölçümler yapıldı, çıkan sonuç beni mutlu etti ve motivasyonumu arttırdı. Yaşım 22 ancak metabolizma yaşımın 16 olduğunu söyledi ve yeteri kadar kasımın bulunduğunu söyledi. Yüzüm gülüyordu artık çünkü 3 aydır hiç spor yapmıyordum ve bundan çok bunalmıştım.

Bir yerden başlayabileceğimi ve umudumun tekrardan oluşmasına yardı olacak diye düşündüm. Şu anda az da olsa günde 40 dk. Yürüyüş ve ağırlık çalışarak kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Bundan sonraki planlarımdan birisi de uzun bir yelken seyri...

Blog'umda düzenli olarak yaşadığım deneyimleri sizlerle paylaşmak ve beraber deneyimlerimizi, moralimizi, gücümüzü arttırmak istiyorum. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere...