26 Aralık 2014 Cuma

Serüven değişerek devam ediyor...

Yine uzun bir boşluk dönemi oldu ve yazılarıma kaldığım yerden devam etmek için en doğru zaman olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte değişen hayatıma yeni dahil olan sorunlar var ki... Ne şanslıymışsın diyeceksiniz.



3. yılımı doldurduğum şeker hastalığımda hayatım kaldığı yerden devam ediyor. Tüm tahlil sonuçları şimdilik iyi sonuçlandı. Tabi bu sonuçlar birazda sizin elinizde olan birşey. İyi olup olmamasını belirleyecek olan sizin yaşam tarzınız oluyor. Bu süreçte hiçbir sorun olmadan düzenli bir şekilde değerlerim seyir etti. Yeni yaşamdan (Ayvalık'tan) tekrar İstanbul'a geri dönmem bu sefer çok fazla sorun yaşatmamıştı. Artık hastalığı kontrol etmeyi tamamıyla öğrenmiştim ve beni eskisi kadar zorlamıyordu. Her ne kadar dikkat etsenizde bazen stres ve olumsuz koşullar bütün dengenizi bozmaya neden olabiliyor. Ancak buna da çok fazla yapabileceğiniz birşey yok. Her şeyden önce en çok dikkat etmeniz gereken şey yine kan şekeri sonuçlarınız. Bunun içinde her yazımda paylaştığım gibi düzenli ve disiplinli bir hayatınız olmalı.

Bu yazımda aslında diyabet'ten çok yeni hastalığım olan Alerjik Astım'ı ve bana alıp götürdüklerini paylaşacağım.

Uzun yıllardır bitip tükenmeyen kesik kesik bir öksürüğüm vardı. Bu giderek şiddetlendi ve beni artık etkilemeye başlamıştı. En sonunda ertelemelerime bir son vererek doktor'a gittim ve.... Beni hemen solunum testine aldılar ve bir ölçüm yaptılar. Bu ölçüm; aldığınız nefesin oranı ve verdiğiniz nefesin oranını gösteriyor. Bende bu durum çok şaşırtıcı ve bir o kadar da hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Uzun yıllar serbest dalış ve tüplü dalıştan kendimi bu yönde geliştmiş olduğumu düşünürken ve normal hayatta herhangi bir sorun yaşamazken, sonuçlarda çıkan oran içler acısı. Aldığım nefes oranı %83 verdiğim nefes oranı ise %24. Bu ciddi bir sorun grafik olarak aldığım nefes yarım daire, verdiğim nefes bunun %25'i gibi bir oran. Bu testin ardından doktor bu sonuca bakarak KOAH sınırımda olduğumu ve tedavi sürecinde çok dikkatli olmamı söylediğinde ilk yıkıldığım an oldu. Testler ardından toz, polen, sıcak hava, kedi-köpek-kuş tüylerine karşı, kirli hava ve bir çok besine alerjim olduğu ortaya çıktı.

Sonucunda yapmamız gereken tek şey kalmıştı geriye 1 sene boyunca her hafta aşı tedavisi görmek oluyordu. Bu hastalıkta önemli bir bilgi olarak şunu söylemeliyim; tedavi sizi iyileştirmiyor. Bu sorunlarla yaşayabilmeniz için vücudu bu olgulara alıştırıyor. Bir şekilde bağışıklık kazandırıyor. Tedavi sürecinde olduğunuz aşı sizi daha hassas bir hale getiriyor. Tedavi sürecinde en önemli nokta, terlememeniz gerekiyor ve sigarilı ortamlardan, kirli havadan tamamen uzak olmanız gerekiyor. Bu durum Türkiye'de ne kadar mümkün tam olarak bilmiyorum ama bende hala arayış içerisindeyim. En zorluk çektiğim dönem bahar aylarında oldu. Polenler ve çiçek kokuları beni nefes alamaz bir hale getirdi. Durmak bilmeyen öksürük ve buna bağlı olarak kan şekeri değerlerimin yükselmesi durumu daha da zor bir hale sokmuştu. Günün sonunda bir hastalıkla daha yeni bir serüvene atıldım ve hayatıma getireceği değişik farklılıkları heyecanla görmeyi bekliyorum. Bu tür konular aslında bakarsanız oldukça küçük şeyler, sonuç olarak çaresi olmayan yada hayatın sonuna getiren türde hastalıklar değil. Bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Ancak önemli bir nokta var, erken yaşta sürekli olarak kontrol ettirmelisiniz kendinizi. Bazı şeyler için geç kalmış olmamanız çok değerli ve önemli. Özellikle çocuk yaşta kontrolleri sıkı tutarsanız hayatınızın yada hayatlarının geri kalanlarını keyifle yaşamaları için bir umutları olur.


Sıkılıp isyan edildiğinde gördüm ki daha çok etkileniyorsunuz iyi olacağınız yerde. Hatta bazen tedaviniz bile boşa gidiyor. Diyabet'te de söylediğim gibi hiç bir hastalığın taviz noktası yoktur. Bir kez kendinize o şansı tanırsanız bir daha geriye asla toparlayamazsınız. Kendinize küçük sürprizler verin keyif alacağınız hastalığınız unutacağınız bir kaç küçük şey... Benim kendim için sunduğum en güzel küçük sürprizler, kısa süreli değişik yerlerde gitmek ve fotoğraf çekerken kendimi kaybedip tüm sorunlarımdan arınmak. Göreceksiniz ki bu türlü kendinizi unuttuğunuz şeyler sizin sağlığınız ve kendiniz için en güzel tedavi olacaktır.

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonra ki yazımda yeni atıldığım serüvenden yeni maceralar ile ekranınızda olacağım.


5 Ocak 2014 Pazar

Şeker hastalığına çare bulunduğunda kaybedeceğin iraden...


Öncelikle yeni yılın ilk yazısını yazmadan önce, herkesin yeni yılını kutluyor sağlık, mutluluk ve şeker tadında bir yıl olmasını diliyorum.

Bu yazıda bahsetmek istediğim konu çok ciddi ve önemli bir konu. Bir çoğunuz bana belki tepki gösterecek hatta bu adam saçmalıyor diyeceksiniz, ancak aşağıdaki okuduğunuz tüm olaylar sizler içinde gerçekleşecek.

Şeker hastalığının ne kadar önemli ve ciddi bir hastalık olduğunu her yazımda paylaşıyorum. Hastalığın bizlere getirmiş olduğu bir çok unsurlar var. Örneğin; diyet, spor, ayak bakımı, stressiz bir yaşam gibi başlıcalarını sizlere sıralayabilirim. Ancak bunların içinde bir konu var ki bu en değerlisi. Her şeker hastasının yapmak zorunda ve uymak zorunda olduğu diyet programı vardır. Her ne kadar yüzlercemiz bu diyet düzenine uymasakta aslında kendimize yaptığımız en büyük kötülüklerden birisidir. Diyet ile beraber gelen bazı engeller insan oğlunun yemeği ve içmeyi sevdiği şeylere önemli oradan kota koymaktadır. Diyet programına uyan bir şeker hastası stressiz ve ilaçlarını da düzenli olarak kullanıyorsa, tıp'da ideal hasta şekli olarak adlandırılır. Aslında bakarsanız hastalığın iyisi olmaz, ancak şeker hastalığı hastalıkların en iyisi diyebilirim. Neden derseniz, sizler şeker hastalığı ile barışık olur ve onun yaşamayı öğrenirseniz, gerçekten sizden daha sağlıklı yaşayan kişiler yoktur ve ömrünüzü en kaliteli şekilde yaşayacaksınızdır.

Biz Türk'ler nedense biraz iradesiz ve yine nedense biraz önemsemeyen bir toplumuz. Çevremde o kadar çok gördüğüm hasta var ki, yaptıklarından ben endişe duyarken onların bu kadar rahat olmaları beni her seferinde şaşırtıyor. Sıkça gördüğüm olayların başında; Tip 1 diyabet hastalarının, baklavaları yedikten sonra fazla insülin kullanmaları oldukça bilinçsiz ve en önemlisi kendilerine yaptıkları en büyük kötüğün farkında olmamalarıdır. Yine aynı şekilde Tip 2 diyabet hastalarının, "biz zaten Tip 1 diyabet gibi değiliz, bizim yeme şeklimiz daha esnek." şeklinde verdikleri cevaplar gerçekten beni her defasında hayretler içinde bırakmıştır. Şeker hastalığını kötü bir hastalıkmış gibi görmek yada onu kabullenmemek gibi bir durum söz konusu olamaz. Artık diyabet hastasıysanız, endişeler yerine "onunla nasıl yaşarım?" ve "en iyi şekilde hayatımı nasıl sürdürebilirim?" gibi önemli başlıklar sadece aklınızda olmalıdır. En önemlisi ise şeker hastalığını çok iyi tanıyıp, ona ayak uydurmaktır.



Günümüzde bir çok kişiden yaygınca duyacağınız bir konudan bahsetmek istiyorum. "Şeker hastalığına çözüm bulundu!","Şeker hastalığı ortadan kalkacak!" gibi başlıklar altında bir çok haber, bir çok kişiden yorumlar duyacaksınız. Evet keşke çözüm bulunsa diyoruz bir çoğumuz belki de ama ben burada unutacağımız en büyük unsurdan bahsetmek istiyorum. O da DİYET!

İnsan oğlu ne yazık ki irade olarak çok zayıftır. Özellikle böyle hassas bir konuda daha fazla dikkat etmemiz gerekirken bir çoğumuz irademizi tutamayıp sınırları aşıyor, ölçülerimizi esnetiyoruz. Örnek vermek gerekirse, doktorumuz bize günde 5 fındık, 3 badem vb. gibi besinler verir ara öğünlerimizde, biz hiç verilen ölçülerde tüketmeyiz, hep 1 avuç fındık, 1 avuç badem gibi sınırların çok dışında tüketiriz. Bu bizim en büyük iradesizliğimize ufak bir örnektir. Günün sonunda bir şekilde ya kendimize yaptığımız kötülüğü kabulleniyoruz, yada hiçbir şekilde yaptığımız kötülüğün sonuçlarından haberimiz yok. Diyabet hastalığına çare bulunduğu gün, ilk kaybedeceğimiz şey irademizdir. Kendimden örnek vermek istiyorum; şeker hastalığına yakalanmadan önce oldukça düzensiz besleniyor ve kendime hiç dikkat etmiyordum. Ancak şeker hastalığını öğrendiğim gün itibariyle kendime çizdiğim çizgide, hiçbir şekilde yasaklanan besinleri tüketmiyorum, canım istese dahi bu durumu unutup hiç düşünmemeyi tercih ediyorum. 2 yıl süresince bir çok şey istedi canım ancak kendimi dizginlemeyi bildim. Bu süreçte kat ettiğim yol kendim için fazlasıyla önem taşıyor. Aynı kilomu koruyorum, kas hacmimi düzenli şekilde arttırıyor, aldığım besinlerin düzenli ve diyet listeme uymasına özenle dikkat ediyorum.





Peki yemediklerim, içmediklerim bana ne sağladı derseniz de;

-Kan şekeri değerlerim hep normal seyirlerde devam etti. (90-120)
-Damar ve böbrek sağlığım başladığım günden bu yana aynı.
-Göz numaralarımda değişiklik olmadı. Fazlasıyla sağlıklı.
-Vücut kütle oranında değerler yaş ve fiziki yapıya göre tüm değerlerim normal.
-İnsülin değerlerimi değiştirmeme, (doz oranlarımı normalden daha düşük kullanıyorum)
-İdrardaki keton oranının artmamasına,
-Ayak ve ellerde his kaybı olmamasına,
-Kalp krizi riskini ortadan kaldırmasına,
-Sinir sistemindeki etkilerini en min. orana düşürmeme,
-Ve en önemlisi şeker koması riskini ortadan kaldırmama (her zaman riskin olduğunu biliyorum!) yaradı.

Şimdi tüm bu belirtilerin kötü sonuçlar doğurması esnasında yaşayacağım çaresizlik ve mutsuzluk hiçbirşey ile karşılanamaz ve geri getirilemez. Peki biz insanlar neden yeteri kadar araştırmıyor veya araştırdığımız halde, neden işimize gelmiyor da kendimize çok kötülükler yapıyoruz?

İşte bir gün çözüm bulunduğunda belki de hepimiz şuanda özenle dikkat ederken, sanki hayatımızda hiç şeker hastalığı ile tanışmadık ve hiçbirşey olmamış gibi hayatımıza devam edeceğiz. Bu güne kadar tüm yasaklı şeyleri hayatımıza buyur edeceğiz. Düzensiz yaşama tekrardan "merhaba" diyeceğiz. Sizce buna değer mi? Unutmayın, şeker hastalığı dikkat edildiğinde hastalıklar içerisinde en değerli ve en güzel hastalıkların başında yer alır. Sebebi, onunla yaşamayı öğrendiğinizde gerçekten yaşam kalitenizi artırıyor ve size hayatınızın geri kalanında kaliteli bir yaşam sunuyor. Ancak tüm bunlar kusursuz şekilde dikkat ettiğiniz süre içerisinde geçerli.

Belki bu yazım bir çoğunuza anlamsız yada ters düşecektir. Fakat ben bir gün düzelirsem kaybedeceğim irademden korkuyorum. Eski düzensiz günlere dönerek kendimi eziyet etmek istemiyorum. Bunun için şeker hastalığına bulunacak çözüm beni ufak bir orada mutlu edecektir. Şeker hastalığı ile yaşamayı öğrendiğinizde bunun ne kadar kıymetli birşey olduğunu göreceksiniz.

16 Kasım 2013 Cumartesi

Şeker hastalığında 2. yıla yaklaşırken...


Bu süreçte başıma gelen bir çok olay ve karşılığında alınmış büyük deneyimlerden bahsetmek istiyorum sizlere. Daha önceki yazılarımda da okumuşsunuzdur ama ben tekrar hatırlatmak istedim. Şeker hastalığını İstanbul'da yaşadığım senelerde öğrendim ve bana hoş bir sürpriz yaptı... Aslında hayatıma biraz olsun çeki-düzen verdi ve sağlıklı bir yaşama geçiş yaptım ister istemez. Benim için bir kayıp değil yeni bir başlangıç olacaktı aslında bu. Nitekimde öyle oldu engelleri bir bir hayatıma uydurup hep orta yolu bulmayı çalıştık hastalıkla beraber. Benim için en önemli sorunlardan biri olan scuba diving (Tüpli dalış) yasak olması ve standartlar çerçevesinden yapılamayacak olmasıydı ancak, sağlığımı tehlikeye atmadan bu sorununda üstesinden geldim. Yelken hayatım, Doğa yürüyüşleri gibi biraz efor sarfettirecek sporlar konusunda da zaman geçtikçe ve bazı sorunlar yaşadıkça insan tecrübeleniyor, bir daha ki yaşanabilecek sorunlar için de önlem almayı öğreniyor aslında. Benim hayatım da bu böyle oldu. Aslında bakarsanız şeker hastalığı kötü bir hastalık olarak görülmemelidir. Sadece bu hastalığın getirebileceği sorunları bilmeli ve hayatınızı bu hastalıkla yaşamayı öğrenerek sürdürmeniz gerekiyor. Dışarıda bazı duyduğum ve gördüğüm tepkiler aslında bu hastalıkla ilgili ne kadar bilinçsiz olduğumuzu gösteriyor. Şeker hastalığını ölümcül bir hastalık olarak görenimiz de var, şeker hastalığını kabullenemeyen de, hatta şeker hastalığını önemsemeyenimiz de var. Tüm bunlar tek bir noktaya varıyor o da bilgisizlik. Bilinçli bir şekilde iyi ve kötü deneyimlerim sayesinde artık bilinçli ve tecrübeli bir diyabet hastası ünvanını üstlendim.

Ancak hayat bazen sizin kontrolleriniz dışında da sizlere istemediğiniz sorunlar ile karşı karşıya getirebiliyor. İstanbul'da yaşadığım süre içerisinde insülin dozlarım oldukça yüksekti her ne kadar diyetime ve kontrollü yaşamama rağmen. Ancak şeker hastalığı sadece diyet ve doğru insülin dozlarıyla kontrol altında ne yazık ki tutulmuyor. En önemli şeylerden biri de stres. Diyabet doktorlarının klasikleşmiş bir sözü vardır, "eviniz dahi yansa dönüp arkanızı gideceksiniz!" sözü görünür de kabul edilebilecek yada mantıklı bir cümle olarak görünmüyor ama bu hastalıkta ne yazık ki tam olmasa da biraz esnek davranmamız gerekiyor. Geçtiğimiz Şubat ayında aldığım ani bir karar ile Ayvalık'a yerleşmeye ve bundan sonraki en azından gidebildiği yere kadar burada Ayvalık'ta yaşamaya odakladım. Yaklaşık 9 ay oldu Ayvalık'a yerleşeli ve inanmayacaksınız belki ama insülin dozlarım da ciddi bir düşme oldu. Bu aslında beni daha çok umutlandırdı. Temiz hava, sakin bir hayat tüm şeker hastaları için ideal bir yaşam olduğunu bir kez daha anladım. İlk tecrübemi babam sayesinde edinmiştim. Benimle yaşıt olan şeker hastalığını ilk onunla tanıdım ve temellerimi o zamanlarda attım. Şu sıralar kendisiyle ideal bir hayat sürmekteyiz. Bu bizim daha sağlıklı ve daha az problemlerle karşılaşmamıza sebep oluyor.




Kısacası buraya geldiğim de günlük toplam 120 doz insülin olurken şuanda toplamda insülin değerim 64. Bu ciddi farkı tek bir şeye borçluyum o da stressiz bir yaşam, kargaşanın olmadığı sessiz sakin bir yere. Temiz hava, egzoz kokularının en az olduğu sert Kaz dağlarının esintisisinin bol olduğu bu eşsiz yer eminim ki sizlere de iyi gelecektir.

Bazı doktorlar bu durumu duyduğunda imkansız böyle birşey demekteler. Ancak şunu iyi bilmeliyiz ki motivasyon ve sağlık eş değerli çalışan bir mekanizma. Bu da sizin elinizde olan bir şey. Kontol mekanizması aslında biziz ve bazı şeyleri bu hastalık uğruna değiştirmek çok iyi birşey. Evet bunu demesi belki kolay, ama bu büyük detayları yapmadığınızda ilerleyen zamanlarda kaşılaşacağınız sorunlar belki de daha büyük ve geri dönüşü olmayan şeyler olacaktır.


Bu süreçte Ayvalık'ta karşılaştığım bazı insanlar beni çok şaşırttılar. Bir kaçını sizlerle paylaşmak istiyorum. Birinci karakterim bir kaptan, Tip 2 diyabet teşhisi konmuş ve dikkat etmesini söyleyen doktoru biraz dinlemiş olacak ki, sadece sabah açlık ve tokluğunu ölçerek "benim şekerim çok iyi gidiyor, diyet pek yok ama işte yine olduğunca dikkat etmeye çalışıyoruz." diyen bir orjinal kişilik. Tavsiyeleri ve dikkat etmesi gerektiği noktaları kendisine hatırlatmak istediğinizde ise sadece gülerek hoş bir tebessümle haklısın aslında diyor.

Bir diğer orjinal karakterim ise işinde uzman elektrik mühendisi, Tip 2 diyabet teşhisi konmuş ancak o en başında söylenenleri sanıyorum ki hiç dinlememiş yada anlamamış olacak ki, alkol, tatlılar, kebaplar vb. gibi ne kadar şeker hastaları için yasak yiyecek ve içeçecek varsa hepsini düzenli bir şekilde tüketmekte. Sağlık mı? Ne yazık ki o pek yok kendisinde, uyarılara ise hiçbir şekilde kabullenmeyerek kendine özgü cevaplar veriyor.

Dönüp baktığımda bu hastalık aslında zeki ve güçlü bir bünye gerektiriyor. Bu önce kişinin kendisinde, daha sonra da deneyimli ve işlerinde gerçekten uzman endokrin uzmanlarının eğitimleri ve tavsiyelerini dinlemek ile başlıyor. Şeker gibi ciddi bir hastalığı hafife almamamız gerektiği bilincinde olmalıyız ve fazlasıyla bu hastalıkla yaşamayı öğrenmeliyiz.


Yeni şeker hastası olan arkadaşlar için söyleyebileceğim tek şey, bu hastalık ölümcül yada karamsar bir hayatın başlangıcı değil, aksine güzel ve sağlıklı bir hayatın başlangıcı olacaktır sizler için. Motivasyonunuzu ve gücünüzü hep en üst seviyede tutunuz.


Sağlıklı yaşamlar dilerim....

16 Şubat 2013 Cumartesi

Yeni yaşam, yeni deneyimler...



Uzun zaman sonrasın da tekrardan yazma fırsatı buldum. Bu süreçte yine başımdan bir çok olay, yine bir çok deneyim geçti. Biliyorsunuz ki bir önceki yazım da, hayatımda en çok değer verdiğim varlık köpeğim LUCKY'i kaybetmiştim. Bu süreç benim için o kadar çok zor geçti ki anlamatamam, aslında hala etkisinden kurtulabilmiş değilim. Çünkü hala özlüyorum ve kulaklarımda hala onun sesi ve arkamda hep onun nefesini hissediyorum. Her gün yanına gidiyorum ve onunla konuşuyorum. Her ne kadar uzaklarda olsa da, o hep benim yanımda ve en büyük şansım. Günlük yaşadıklarımı ve hayatımın akışı eskisi gibi yine paylaşıyorum, o yine beni sıkılmadan dinliyor.


Neyse sizleri de sıkmak istemiyorum bu acı konuyla... Gelelim bir başka mevzuya, o da İstanbul'daki hayatımı bıraktım ve Ayvalık'a memlekete geri döndüm. Neden diyecek olanlara da hemen açıklamamı yapıyorum, SAĞLIK! İstanbul'da yaşadığım süreç boyunca stresten bahsediyordum sürekli ve bu beni oldukça kötü anlamda etkiliyordu. Sağlığım giderek kötüye gidiyordu ve insulin dozlarım giderek artıyordu. Bu konuda doktorumun da en başlarda söylediği, sakin ve huzurlu bir hayata geçiş yapmalısın! sözünü dinleyerek, Ege kıyılarının en temiz havaya ve iklimine sahip yerlerden biri olan Ayvalık bana iyi geliyor ve enteresan belki ama kan şekeri değerlerim düzene giriyor. Tabi ki bu süreçte yine yediklerime ve içtiklerime dikkat ediyorum. Günlük olarak 2 defa hızlı tempo yürüyüşlerimi elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Bu da bana çok iyi geliyor.


2 haftayı bitirdim İstanbul hayatından kurtulmamın ve bu süreçte pişmanlık duygusu aklımın ucundan bile geçmedi. Diyeceksiniz ki, "e daha yeni geldin biraz vakit geçir ondan sonra böyle diyebilecekmisin?", elbette daha yolun başındayım ve belki de bir gün sıkılacağım ama o zamanın gelmemesi için elimden geleni yapacağım. Gerçekten böyle küçük yerde yaşamak çok zor, en büyük sebebi kış aylarında burada hiçbir faliyet yok ve terk edilmiş şehir gibi hayatını sürdürüyor herkes. Gidilebilecek veya keyifli bir gece geçirebileceğiniz hiçbir alan yok. En güzel yanı, sessiz, sakin, huzurlu ve bol oksijenli bir tabiata sahip olması. Tüm bu şartları göz önünde bulundurduğumda yılmadan ve vazgeçmeden kafamda kurduğum bir kaç idealim var. Bu idealler arasında hayalimde kurduğum tekneye sahip olmak ve bütün hayatımı onun içinde geçirmek olacak ama tabi ki bu idealin sonu açık çek aslında. Çünkü günümüz şartlarında ne yazık ki pekte kolay değil bir şeyleri elde etmek. İnsanlar hayalleri için yaşar, hayali olmayan kimse hedeflerine ulaşamaz. Bu da insanı mutsuzluğa ve bezginliğe sürükler. Bunca yıldır iş hayatından sonra şimdi diyorum ki sağlığım daha önemli, gençken hayalini kurduğum ve bu hayalleri yapamadığım yada vakit bulamadığım şeyleri 50 yaşında artık yapamayacağım, her ne kadar insan her yaşta farklı şeyler, farklı heyecanlar yaşayabilir desekte ne yazık ki bu durum aslında bu kadar basit değil. Çok değişik bir örnek verebilirim sizlere bu yaz Ayvalık'ta dalış yaparken bir amca geldi yanıma yaşları 70 cıvarında ve dedi ki "evlat bence yıllarca hep senin gibi olmayı ama hiç fırsat bulamadım, hayatımızı para kazanmak için heba etmişim şimdilerde keşke diyorum!" dedi ve ağzımı açıp birşey söyleyemedim. Kendimi onun yerine koydum ve o duyguyu yaşamak beni fazlasıyla olumsuz yönde etkileyecekti. Şimdilerde tek düşüncem hayata bir kez geliyoruz ve tadını çıkartmak kadar önemli birşey yok.


Sizde kendinize bir iyilik yapın ve hayatınızı köreltmeyin. Yaşayın, tadını çıkartın. Tabi ki çalışmayın, demiyorum ama az kazanın keyfiniz yerinde olsun o herşeyden daha önemli.


Hayatımızı değiştirdik ama tasarım dünyasını bırakmadım. Onu bırakmam sanırım pek mümkün olamaz. Çünkü yaptığım işten fazlasıyla keyif alıyorum ve severek yapıyorum. Burada sakin ve huzurlu ortamda çok daha fazla kaliteli işlere imza atacağımı düşünüyorum. Yapmak istediğim ve vakit bulamadım bir çok projeyi hayata geçirmek istiyorum. Bakalım zaman ne gösterecek bizlere.





Bu süreçte yeni bir iş kurduk ve henuz aktif olarak yayınlanmasa da çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Bir buçuk (1.5) hafta sonra yayına girecek olacak Zeytincisepeti.com ile karşınıza çıkacağım. Detayları yayınlandıktan sonra sizlere yazacağım ama şimdilik bu projeyi takip etmenizi rica edebilirim. Nereden mi? www.facebook.com/Zeytincisepeticom 


Reklam yapmış oldum siz benim kusuruma bakmayın ama sizlerin de desteğine ihtiyacım olduğunu söylemek istedim. Beni daha güçlü kılacaktır ve daha mutlu edecektir.


Bir sonra ki yazımda çok büyük ihtimalle sağlık durumum hakkında kat ettiğim yolları anlatacağım ve yüzüm şuankinden fazla gülecek buna eminim. Beni sıkılmadan dinlediğiniz ve okuduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum.

24 Ocak 2013 Perşembe

Herşeyim Gitti...



Uzun zaman önce hayatım adına büyük bir karar almıştım. İstanbul'daki hayatımı artık sonlandırıyor, memleketime, ailemin yanına, dostumun yanına dönmeye karar vermiştim. Bir yandan evimi toplamaya çalışıyorum, bir yandan işlerimi toparlamaya çalışıyorum bu süreçte. Çokta fazla zamanım kalmadı. 2 gün sonra yola çıkıyorum. Aldığım bu karar sağlığım açısından iyi olacak ve bana iyi gelecekti.

Dün sabah Cengiz Şener (Babam) i aradım ve telefonda sesi titriyordu. Nasılsın? dedim, iyi olmaya çalışıyoruz dedi ve o an birşeylerin yolunda gitmediğini anladım. En son duymak istediğim, hatta duymaktan korktuğum şeyi bana söylesi…

"Lucky" dedi, Lucky'i kaybettik. O an herşeyimi kaybettim. Yıkıldım, bir anda nutkum tutuldu ve bişey diyemedim. Ben onu o kadar çok sevdim ki, en çok kaybetmekten korktum. Bir gün beni bırakıp giderse ne yaparım? nasıl yaparım? diye hep sordum. Bu zamana kadar da hep öyle birşey olmayacak dedim.


Öyle güzeldi ve akıllıydı ki, anlatılmaz yaşanırdı. Aramızdaki bağ bir insan hayvan değil, abi kardeş oldu hep. Ben ne yediysem o da aynısını yedi, ben ne içtiysem o da aynısını içti. O benim şansım oldu, hayatıma girdiği günden bu yana hiç kötü birşey olmadı. Hep sevdim, hep özledim. Hep güldük, hep mutluyduk, hep sırlarımı onunla paylaşırdım. Beni sıkılmadan dinlerdi ve en sonunda gelir öperdi. Tek dostum, can yoldaşım, abim, kardeşim oldu 7 yılda. İlk onunla tanıştığımız gün gözlerimin önünde. Öyle güzel bişey olamaz, ufacık, sıcacık, sempatik… Kucağımda taşıdım onu uzun bir yol, en zor anlarında yine yanındaydım. Onsuz kalmak çok zor geliyordu, çünkü çok özlüyordum. Bana o kadar çok iyi geliyordu ki, onu görmek ve onu sevmek için sayısız kez 9 saatlik yollar çektim. 



Kusura bakmayın kopuk anlatıyor olabilirim duygularımı ama bunu yazarken o kadar kötü bir haldeyim ki anlatamam. O kadar bağlıydım ki ona, bütün hayallerimin içinde vardı. 1-2 ay sonra evlilik planları yapmanın ilk adımını atacaktım ve dedim ki Lucky'de olacak ve papyonu boynunda benimle birlikte gelecek. Hayali bile çok güzeldi. Ben evlenirken beni evde değil yanımda bekleyecek benimle eğlenecek ve güzel bir gün geçirecekti. Beni alan onu da almış demektir. Bir tekne alacaktım ve artık tekne de yaşayacaktı. Bunların hepsine çok az kalmıştı. Artık Ayvalık'a dönüyordum her gün ne yaparız onunla günlerce aylarca hep düşündüm. Hepsini yapmak için sadece 3 gün kalmıştı. Ama şimdi benden o kadar çok uzaktaki o evde nasıl kalabileceğimi hala bilmiyorum. Her bir karesinde onun anısı, kokusu ve sesi var. Sabah erken uyandığımda ses çıkarmadan kahvaltı yapmak için artık bir sebebim kalmadı. Her sabah onunla yapacağım yürüyüşler artık hepsi rafa kalktı. Ailemizin neşe kaynağı, herşeyimizi kaybettik.


Bundan sonra ne olacak, ne olacağını gerçekten bilmiyorum. 2 gündür durmadan gözyaşı döküyorum ve onu çok özlüyorum. Dayanmaya gücüm varmı bilmiyorum oraya gittiğimde ama o toprağı kazıp ona sarılıp hiç bırakmamak istiyorum. Yanlız kaldım, eksik kaldım, yıkıldım, tükeniyorum. Bu öyle bir sevgi ki ne aile ne sevdiğin kişi. Hayattaki tek karşılıksız sevgiydi. Daha o kadar güzel zamanlar geçirecektik ki tüm hayallerim suya düştü. Hayal kurmak için bir sebebim kalmadı. Sonuç olarak Lucky artık yok.

Bir gun rüyamda görürüm belki yine bana havlar, yine beni sev diye yatar. Bende onu hiç sıkılmadan usanmadan severim. Hiç bırakmam. Umarım bu güne kadar hiç üzmemişimdir onu ve hiç canını sıkmamışımdır. Sadece yetişemedim son bir kez görmeye. İyi bir sahip olmuşumdur ona umarım…

LUCKY'im, Kardeşim, Abim, Tek dostum, Herşeyim Uzaklardan bana hep gülümse olduğun yer neresi bilmiyorum ama orada hep mutlu ol ve hep özgürlüğe koş. Beni bekle. Seni hep özleyeceğim ve sonsuza dek seni hep seveceğim. Ne olur beni affet!

ELVEDA….


30 Aralık 2012 Pazar

Scuba Diving ve Diyabet Hastalığı....



Siz değerli okuyucularımı biraz beklettim. Çünkü sezonun kapanmasını ve tüm deneyimleri bir araya toplamak istedim. Geçtiğimiz yazılarımda, bir çok deneyimden bahsetmiştim ve benim için en büyük deneyim sayılan dalış hayatı ve diyabet arasındaki ilişki oldu.


Yaz geldi ve bizim de dalış sezonumuz açıldı. Türkiye'de bir çok dalış noktası bulanan bölgerimiz ve bir çok güzelliklerimiz var. Ben bu sene favorimi Bodrum'dan yana kullandım. Bodrum tabiatı ve deniz popülasyonu açısından oldukça zengin ve eşsiz bir bölgemiz. Türkiye'nin bir çok noktasında suya girmiş biri olarak, Bodrum temizliği ve canlılığı açısından en iyi yerlerden birisi. Temmuz ayı ile birlikte doktorumun da kontrolleriyle hafta sonlarımı dalışta geçirmeye karar vermiştim ve ilk dalış gelip çatmıştı. Bütün gece uzun bir yol çekmiştik ve bedenimiz oldukça yorgundu, bol ara öğünlü ve uykusuz bir gecenin ardından iyi bir kahvaltıyı hak etmiştik. Yol kenarında organik bir kahvaltı ile ayılıyor, enerjimizi yeniden kazanıyorduk. İyi bir dalıcı için kahvaltı oldukça önemli bir unsur, tabii bir diyabet hastası için de öyle. Ve dalış zamanı...



Malzemelerimizi hazırlarken içimde büyük bir heyecan vardı, çünkü diyabet hastası olduktan sonra ilk dalışımdı ve başıma bir şey gelirse heyecan yapmamam gerekiyordu. Gerekli bilgileri body'im ve dalış liderimle paylaşmıştım. Dalış öncesi sıkı bir kahvaltı yapmıştım ve enerjim yerine gelmişti. Kahvaltıda iğne dozumu 1-2 doz az vurmuştum ve biraz fazla besin tüketmiştim. Bu durum benim suda kaldığım 1 saat boyunca tüketeceğim enerjim ile kan şekerimi düzenleyecekti. Suya girmeden hemen önce kan şekerimi ölçtüm ve tokluk şekerim 170 çıkmıştı. Bu da tam benim istediğim değerdi çünkü 1 saat sürecek olan dalışımda tüketeceğim enerji ile kan şekerim düşecekti ve nitekim de öyle oldu 1 saatlik dalış sonrasında sudan çıktıktan sonra ilk yaptığım şey kan şekerimi ölçmek oldu ve değer 130 çıkmıştı. Bir anda ilk korkum ve endişem yerini mutluluğa bırakmıştı. Bıraktı dediysek tehlikeyi unuttuk sanmayın sakın. Dalış, diyabet hastaları için önerilen bir spor değil hatta yasak bir çok ülkede. Ben de tüm bu verileri okumuş ve araştırmış olup, kendimi biraz da tehlikeye atarak benim vazgeçilmez tutkum olan dalışı bırakmadan devam etmeyi ve sağlıklı yaşayabileceğimi planladım ve şimdilik başarılı oldum.


1. Dalış sonrası sıkı bir öğle yemeği yedikten 40 dakika sonra tekrar 2. dalışımızı gerçekleştirmek üzere sulara atlamıştık. Önemli bir noktayı söylemeden geçmemeliyim, tatil yerlerinde ve dalış teknelerinde siz diyabet hastaları için genelde zararlı besinler ve öğünler bulunuyor. Bu yüzden meyvenizi, sütünüzü, çavdar ekmeğinizi yanınızda bulundurmanız oldukça önemli ve değerli. Ve tekrar derin maviliklerdeyiz. Artık endişelerim yok olmuştu ve dalışın keyfini çıkarıyordum. Muhteşem geçen 1 saatlik dalışın ardından sudan çıktım ve tekrar kan şekerimi kontrol ettiğimde beklediğim sonuçlar beni bir kez daha sevindirmişti. Akşam üzeri teknemizin karaya bağlanması ile otellere dağıldık ve akşam yemeğinden önce son ara öğünüm olan tost saati gelmişti. Yanımda hazırlamış olduğum sandviçimi yedikten sonra akşam yemeği saatine kadar güzel bir uyku beni bekliyordu....


Akşam saat 8 olur ve 15 kişilik dalış ekibimiz ile birlikte güzel bir akşam yemeği yenir. Keyifli sohbetler arasında saati 10 yapmışızdır ve son iğne saatim ile birlikte iğnemi olduktan sonra, sabah 8 e kadar iyi bir uyku ile sizlere veda ediyorum...


2. Gün...


Pazar günü güneşli bir güne merhaba dedikten sonra, iyi bir kahvaltı için kaldığımız otelin restoran bölümüne inerek, mükemmel bir kahvaltı ile dünkü uyguladığım öğün ve iğne değerlerini bugün de uyguluyorum. Son dalış günümüzde de mükemmel 2 dalış yaptıktan sonra hızlıca yola çıkıyoruz ve istikametimiz istanbul. Neşeli bir grubun içinde Bodrum dönüşü Ortaklar Mevkii'nde çöp şiş yemezsek olmaz. Kendimize tatil verdiğimiz ve ufak kaçamakları böyle güzel anlara sakladığımızda, yediğimiz yemeğin tadı damağımızda kalıyor. Uzun bir günün ardından sabaha karşı 4:00'da evimizde kısa bir uykuya dalıyoruz. 

Keyifli ve sağlıklı geçen 2 gün sonunda Pazartesi günü yaptığım ilk şey kan şekerimi ölçmek oldu. Biliyordum ki stresten uzak ve sağlıklı 2 gün geçirmiştim. Değerlerim sabah açlık ve tokluk için fena sayılmazlardı, ancak gün içerisindeki stres ve iş yoğunluğu sağlığımı elimden alırcasına beni zorluyor ve şeker düzeyimi arttırıyordu. Uzun zamandır bu durumun farkında olmama rağmem ne yapsam da önüne geçemiyordum. Stres biz diyabet hastaları için en kötü şey. İstediğiniz kadar besinlerinize diyetinize dikkat edin, düzeninizi bir kez dahi bozmayın, ufak bir stres tüm bu dikkatleri silip atıyor. 

Biz biliyoruz ki fazla insülin bedenimiz ve sağlığımız için iyi değil. Ancak bu şartlarda aldığımız yüksek orandaki insülin dozları bizleri olumsuz yönde etkiliyor. Babam, ben ilk hasta olduğumu öğrendiğimde bana şunu demişti: "Evin yansa dahi dönüp arkanı gideceksin." Evet söylemesi oldukça kolay, uygulamaya geldiğinde sanırım kimse böyle bişey olurken sakin olup arkasını gitmez ama biz gitmek zorundayız. Buna mecburuz.

Yukarıdaki dalış günlüğümden bu yaz tam olarak 18 dalış gerçekleştirdim ve hepsinde de uyguladığım iğne ve öğünler aynıydı. Tek farklı olan her dalışın bir öncekinden daha güzel ve keyifli olmasıydı...

Kasım ayı ile birlikte dalış sezonunu kapattık ve artık rutin olan 3 aylık kontrollerim gelmişti ve soluğu hastanede almıştım. Yapılan tahlillerde sonuçlar beklenilen gibiydi ancak dozlar artık biraz daha artacaktı. Sebebi basit ama çok komik, stres başlıyor. Temiz hava yok, stresten uzak bir alan yok, güneş yok kısacası sağlık yok....

Geçtiğimiz günlerde tam 1 yılımı doldurdum bu hastalıkla. Onunla barışık olmam ve onu asla yenemeyeceğimi bildiğim halde onunla bir dostmuş gibi yaşamayı öğrendim ki, benim için en ufak bir sıkıntı bile yaratmıyor artık. Tek endişem dalış hayatımı etkilemesiydi, onu da bir şekilde çözdüm. Hastalık başladığında günde toplam 22 doz iğne olurken, şimdilerde 70 doza çıktı. Bu değişimin tek sebebi ise stres ve yoğun iş hayatı.

Şimdilerde sanırım yavaş yavaş fikirlerim değişiyor ve galiba yaşadığım ve büyüdüğüm yer olan Ayvalık'a dönme planları sardı dört bir yanımı. Nedeni çok basit oraya gittiğimde fazla sağlıktan, iğne dozlarım yüksek geliyor ve sürekli şekerim düşüyor. Ben de iğne değerlerimi azaltıyorum ve bu durum bana oldukça iyi geliyor. Sanırım sizleri fazlasıyla yordum, belki de başınızı ağrıttım ama her deneyimimi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Bir dahaki yazım için sizleri bu kadar uzun süre bekletmeyeceğim...

Keyifli ve güzel bir yeni yıl geçirmenizi diliyorum.....



12 Ağustos 2012 Pazar


-Dijital ve geleneksel mecralardaki tüm yenilikler, en son haberler ve en taze reklam örnekleri www.bupikap.com‘da.