16 Kasım 2013 Cumartesi
Şeker hastalığında 2. yıla yaklaşırken...
Bu süreçte başıma gelen bir çok olay ve karşılığında alınmış büyük deneyimlerden bahsetmek istiyorum sizlere. Daha önceki yazılarımda da okumuşsunuzdur ama ben tekrar hatırlatmak istedim. Şeker hastalığını İstanbul'da yaşadığım senelerde öğrendim ve bana hoş bir sürpriz yaptı... Aslında hayatıma biraz olsun çeki-düzen verdi ve sağlıklı bir yaşama geçiş yaptım ister istemez. Benim için bir kayıp değil yeni bir başlangıç olacaktı aslında bu. Nitekimde öyle oldu engelleri bir bir hayatıma uydurup hep orta yolu bulmayı çalıştık hastalıkla beraber. Benim için en önemli sorunlardan biri olan scuba diving (Tüpli dalış) yasak olması ve standartlar çerçevesinden yapılamayacak olmasıydı ancak, sağlığımı tehlikeye atmadan bu sorununda üstesinden geldim. Yelken hayatım, Doğa yürüyüşleri gibi biraz efor sarfettirecek sporlar konusunda da zaman geçtikçe ve bazı sorunlar yaşadıkça insan tecrübeleniyor, bir daha ki yaşanabilecek sorunlar için de önlem almayı öğreniyor aslında. Benim hayatım da bu böyle oldu. Aslında bakarsanız şeker hastalığı kötü bir hastalık olarak görülmemelidir. Sadece bu hastalığın getirebileceği sorunları bilmeli ve hayatınızı bu hastalıkla yaşamayı öğrenerek sürdürmeniz gerekiyor. Dışarıda bazı duyduğum ve gördüğüm tepkiler aslında bu hastalıkla ilgili ne kadar bilinçsiz olduğumuzu gösteriyor. Şeker hastalığını ölümcül bir hastalık olarak görenimiz de var, şeker hastalığını kabullenemeyen de, hatta şeker hastalığını önemsemeyenimiz de var. Tüm bunlar tek bir noktaya varıyor o da bilgisizlik. Bilinçli bir şekilde iyi ve kötü deneyimlerim sayesinde artık bilinçli ve tecrübeli bir diyabet hastası ünvanını üstlendim.
Ancak hayat bazen sizin kontrolleriniz dışında da sizlere istemediğiniz sorunlar ile karşı karşıya getirebiliyor. İstanbul'da yaşadığım süre içerisinde insülin dozlarım oldukça yüksekti her ne kadar diyetime ve kontrollü yaşamama rağmen. Ancak şeker hastalığı sadece diyet ve doğru insülin dozlarıyla kontrol altında ne yazık ki tutulmuyor. En önemli şeylerden biri de stres. Diyabet doktorlarının klasikleşmiş bir sözü vardır, "eviniz dahi yansa dönüp arkanızı gideceksiniz!" sözü görünür de kabul edilebilecek yada mantıklı bir cümle olarak görünmüyor ama bu hastalıkta ne yazık ki tam olmasa da biraz esnek davranmamız gerekiyor. Geçtiğimiz Şubat ayında aldığım ani bir karar ile Ayvalık'a yerleşmeye ve bundan sonraki en azından gidebildiği yere kadar burada Ayvalık'ta yaşamaya odakladım. Yaklaşık 9 ay oldu Ayvalık'a yerleşeli ve inanmayacaksınız belki ama insülin dozlarım da ciddi bir düşme oldu. Bu aslında beni daha çok umutlandırdı. Temiz hava, sakin bir hayat tüm şeker hastaları için ideal bir yaşam olduğunu bir kez daha anladım. İlk tecrübemi babam sayesinde edinmiştim. Benimle yaşıt olan şeker hastalığını ilk onunla tanıdım ve temellerimi o zamanlarda attım. Şu sıralar kendisiyle ideal bir hayat sürmekteyiz. Bu bizim daha sağlıklı ve daha az problemlerle karşılaşmamıza sebep oluyor.
Kısacası buraya geldiğim de günlük toplam 120 doz insülin olurken şuanda toplamda insülin değerim 64. Bu ciddi farkı tek bir şeye borçluyum o da stressiz bir yaşam, kargaşanın olmadığı sessiz sakin bir yere. Temiz hava, egzoz kokularının en az olduğu sert Kaz dağlarının esintisisinin bol olduğu bu eşsiz yer eminim ki sizlere de iyi gelecektir.
Bazı doktorlar bu durumu duyduğunda imkansız böyle birşey demekteler. Ancak şunu iyi bilmeliyiz ki motivasyon ve sağlık eş değerli çalışan bir mekanizma. Bu da sizin elinizde olan bir şey. Kontol mekanizması aslında biziz ve bazı şeyleri bu hastalık uğruna değiştirmek çok iyi birşey. Evet bunu demesi belki kolay, ama bu büyük detayları yapmadığınızda ilerleyen zamanlarda kaşılaşacağınız sorunlar belki de daha büyük ve geri dönüşü olmayan şeyler olacaktır.
Bu süreçte Ayvalık'ta karşılaştığım bazı insanlar beni çok şaşırttılar. Bir kaçını sizlerle paylaşmak istiyorum. Birinci karakterim bir kaptan, Tip 2 diyabet teşhisi konmuş ve dikkat etmesini söyleyen doktoru biraz dinlemiş olacak ki, sadece sabah açlık ve tokluğunu ölçerek "benim şekerim çok iyi gidiyor, diyet pek yok ama işte yine olduğunca dikkat etmeye çalışıyoruz." diyen bir orjinal kişilik. Tavsiyeleri ve dikkat etmesi gerektiği noktaları kendisine hatırlatmak istediğinizde ise sadece gülerek hoş bir tebessümle haklısın aslında diyor.
Bir diğer orjinal karakterim ise işinde uzman elektrik mühendisi, Tip 2 diyabet teşhisi konmuş ancak o en başında söylenenleri sanıyorum ki hiç dinlememiş yada anlamamış olacak ki, alkol, tatlılar, kebaplar vb. gibi ne kadar şeker hastaları için yasak yiyecek ve içeçecek varsa hepsini düzenli bir şekilde tüketmekte. Sağlık mı? Ne yazık ki o pek yok kendisinde, uyarılara ise hiçbir şekilde kabullenmeyerek kendine özgü cevaplar veriyor.
Dönüp baktığımda bu hastalık aslında zeki ve güçlü bir bünye gerektiriyor. Bu önce kişinin kendisinde, daha sonra da deneyimli ve işlerinde gerçekten uzman endokrin uzmanlarının eğitimleri ve tavsiyelerini dinlemek ile başlıyor. Şeker gibi ciddi bir hastalığı hafife almamamız gerektiği bilincinde olmalıyız ve fazlasıyla bu hastalıkla yaşamayı öğrenmeliyiz.
Yeni şeker hastası olan arkadaşlar için söyleyebileceğim tek şey, bu hastalık ölümcül yada karamsar bir hayatın başlangıcı değil, aksine güzel ve sağlıklı bir hayatın başlangıcı olacaktır sizler için. Motivasyonunuzu ve gücünüzü hep en üst seviyede tutunuz.
Sağlıklı yaşamlar dilerim....
Etiketler:
ayvalık,
cunda,
Deneyim,
doktor,
Insulin,
Life,
Sağlık,
Sağlıklı yaşam,
spor,
Tip 1 Diyabet,
Tip 1 diyabet deneyimleri,
Tip 2 diyabet,
yaşam
16 Şubat 2013 Cumartesi
Yeni yaşam, yeni deneyimler...
Uzun zaman sonrasın da tekrardan yazma fırsatı buldum. Bu süreçte yine başımdan bir çok olay, yine bir çok deneyim geçti. Biliyorsunuz ki bir önceki yazım da, hayatımda en çok değer verdiğim varlık köpeğim LUCKY'i kaybetmiştim. Bu süreç benim için o kadar çok zor geçti ki anlamatamam, aslında hala etkisinden kurtulabilmiş değilim. Çünkü hala özlüyorum ve kulaklarımda hala onun sesi ve arkamda hep onun nefesini hissediyorum. Her gün yanına gidiyorum ve onunla konuşuyorum. Her ne kadar uzaklarda olsa da, o hep benim yanımda ve en büyük şansım. Günlük yaşadıklarımı ve hayatımın akışı eskisi gibi yine paylaşıyorum, o yine beni sıkılmadan dinliyor.
Neyse sizleri de sıkmak istemiyorum bu acı konuyla... Gelelim bir başka mevzuya, o da İstanbul'daki hayatımı bıraktım ve Ayvalık'a memlekete geri döndüm. Neden diyecek olanlara da hemen açıklamamı yapıyorum, SAĞLIK! İstanbul'da yaşadığım süreç boyunca stresten bahsediyordum sürekli ve bu beni oldukça kötü anlamda etkiliyordu. Sağlığım giderek kötüye gidiyordu ve insulin dozlarım giderek artıyordu. Bu konuda doktorumun da en başlarda söylediği, sakin ve huzurlu bir hayata geçiş yapmalısın! sözünü dinleyerek, Ege kıyılarının en temiz havaya ve iklimine sahip yerlerden biri olan Ayvalık bana iyi geliyor ve enteresan belki ama kan şekeri değerlerim düzene giriyor. Tabi ki bu süreçte yine yediklerime ve içtiklerime dikkat ediyorum. Günlük olarak 2 defa hızlı tempo yürüyüşlerimi elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Bu da bana çok iyi geliyor.
2 haftayı bitirdim İstanbul hayatından kurtulmamın ve bu süreçte pişmanlık duygusu aklımın ucundan bile geçmedi. Diyeceksiniz ki, "e daha yeni geldin biraz vakit geçir ondan sonra böyle diyebilecekmisin?", elbette daha yolun başındayım ve belki de bir gün sıkılacağım ama o zamanın gelmemesi için elimden geleni yapacağım. Gerçekten böyle küçük yerde yaşamak çok zor, en büyük sebebi kış aylarında burada hiçbir faliyet yok ve terk edilmiş şehir gibi hayatını sürdürüyor herkes. Gidilebilecek veya keyifli bir gece geçirebileceğiniz hiçbir alan yok. En güzel yanı, sessiz, sakin, huzurlu ve bol oksijenli bir tabiata sahip olması. Tüm bu şartları göz önünde bulundurduğumda yılmadan ve vazgeçmeden kafamda kurduğum bir kaç idealim var. Bu idealler arasında hayalimde kurduğum tekneye sahip olmak ve bütün hayatımı onun içinde geçirmek olacak ama tabi ki bu idealin sonu açık çek aslında. Çünkü günümüz şartlarında ne yazık ki pekte kolay değil bir şeyleri elde etmek. İnsanlar hayalleri için yaşar, hayali olmayan kimse hedeflerine ulaşamaz. Bu da insanı mutsuzluğa ve bezginliğe sürükler. Bunca yıldır iş hayatından sonra şimdi diyorum ki sağlığım daha önemli, gençken hayalini kurduğum ve bu hayalleri yapamadığım yada vakit bulamadığım şeyleri 50 yaşında artık yapamayacağım, her ne kadar insan her yaşta farklı şeyler, farklı heyecanlar yaşayabilir desekte ne yazık ki bu durum aslında bu kadar basit değil. Çok değişik bir örnek verebilirim sizlere bu yaz Ayvalık'ta dalış yaparken bir amca geldi yanıma yaşları 70 cıvarında ve dedi ki "evlat bence yıllarca hep senin gibi olmayı ama hiç fırsat bulamadım, hayatımızı para kazanmak için heba etmişim şimdilerde keşke diyorum!" dedi ve ağzımı açıp birşey söyleyemedim. Kendimi onun yerine koydum ve o duyguyu yaşamak beni fazlasıyla olumsuz yönde etkileyecekti. Şimdilerde tek düşüncem hayata bir kez geliyoruz ve tadını çıkartmak kadar önemli birşey yok.
Sizde kendinize bir iyilik yapın ve hayatınızı köreltmeyin. Yaşayın, tadını çıkartın. Tabi ki çalışmayın, demiyorum ama az kazanın keyfiniz yerinde olsun o herşeyden daha önemli.
Hayatımızı değiştirdik ama tasarım dünyasını bırakmadım. Onu bırakmam sanırım pek mümkün olamaz. Çünkü yaptığım işten fazlasıyla keyif alıyorum ve severek yapıyorum. Burada sakin ve huzurlu ortamda çok daha fazla kaliteli işlere imza atacağımı düşünüyorum. Yapmak istediğim ve vakit bulamadım bir çok projeyi hayata geçirmek istiyorum. Bakalım zaman ne gösterecek bizlere.
Bu süreçte yeni bir iş kurduk ve henuz aktif olarak yayınlanmasa da çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Bir buçuk (1.5) hafta sonra yayına girecek olacak Zeytincisepeti.com ile karşınıza çıkacağım. Detayları yayınlandıktan sonra sizlere yazacağım ama şimdilik bu projeyi takip etmenizi rica edebilirim. Nereden mi? www.facebook.com/Zeytincisepeticom
Reklam yapmış oldum siz benim kusuruma bakmayın ama sizlerin de desteğine ihtiyacım olduğunu söylemek istedim. Beni daha güçlü kılacaktır ve daha mutlu edecektir.
Bir sonra ki yazımda çok büyük ihtimalle sağlık durumum hakkında kat ettiğim yolları anlatacağım ve yüzüm şuankinden fazla gülecek buna eminim. Beni sıkılmadan dinlediğiniz ve okuduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum.
24 Ocak 2013 Perşembe
Herşeyim Gitti...
Uzun zaman önce hayatım adına büyük bir karar almıştım. İstanbul'daki hayatımı artık sonlandırıyor, memleketime, ailemin yanına, dostumun yanına dönmeye karar vermiştim. Bir yandan evimi toplamaya çalışıyorum, bir yandan işlerimi toparlamaya çalışıyorum bu süreçte. Çokta fazla zamanım kalmadı. 2 gün sonra yola çıkıyorum. Aldığım bu karar sağlığım açısından iyi olacak ve bana iyi gelecekti.
Dün sabah Cengiz Şener (Babam) i aradım ve telefonda sesi titriyordu. Nasılsın? dedim, iyi olmaya çalışıyoruz dedi ve o an birşeylerin yolunda gitmediğini anladım. En son duymak istediğim, hatta duymaktan korktuğum şeyi bana söylesi…
"Lucky" dedi, Lucky'i kaybettik. O an herşeyimi kaybettim. Yıkıldım, bir anda nutkum tutuldu ve bişey diyemedim. Ben onu o kadar çok sevdim ki, en çok kaybetmekten korktum. Bir gün beni bırakıp giderse ne yaparım? nasıl yaparım? diye hep sordum. Bu zamana kadar da hep öyle birşey olmayacak dedim.
Öyle güzeldi ve akıllıydı ki, anlatılmaz yaşanırdı. Aramızdaki bağ bir insan hayvan değil, abi kardeş oldu hep. Ben ne yediysem o da aynısını yedi, ben ne içtiysem o da aynısını içti. O benim şansım oldu, hayatıma girdiği günden bu yana hiç kötü birşey olmadı. Hep sevdim, hep özledim. Hep güldük, hep mutluyduk, hep sırlarımı onunla paylaşırdım. Beni sıkılmadan dinlerdi ve en sonunda gelir öperdi. Tek dostum, can yoldaşım, abim, kardeşim oldu 7 yılda. İlk onunla tanıştığımız gün gözlerimin önünde. Öyle güzel bişey olamaz, ufacık, sıcacık, sempatik… Kucağımda taşıdım onu uzun bir yol, en zor anlarında yine yanındaydım. Onsuz kalmak çok zor geliyordu, çünkü çok özlüyordum. Bana o kadar çok iyi geliyordu ki, onu görmek ve onu sevmek için sayısız kez 9 saatlik yollar çektim.
Kusura bakmayın kopuk anlatıyor olabilirim duygularımı ama bunu yazarken o kadar kötü bir haldeyim ki anlatamam. O kadar bağlıydım ki ona, bütün hayallerimin içinde vardı. 1-2 ay sonra evlilik planları yapmanın ilk adımını atacaktım ve dedim ki Lucky'de olacak ve papyonu boynunda benimle birlikte gelecek. Hayali bile çok güzeldi. Ben evlenirken beni evde değil yanımda bekleyecek benimle eğlenecek ve güzel bir gün geçirecekti. Beni alan onu da almış demektir. Bir tekne alacaktım ve artık tekne de yaşayacaktı. Bunların hepsine çok az kalmıştı. Artık Ayvalık'a dönüyordum her gün ne yaparız onunla günlerce aylarca hep düşündüm. Hepsini yapmak için sadece 3 gün kalmıştı. Ama şimdi benden o kadar çok uzaktaki o evde nasıl kalabileceğimi hala bilmiyorum. Her bir karesinde onun anısı, kokusu ve sesi var. Sabah erken uyandığımda ses çıkarmadan kahvaltı yapmak için artık bir sebebim kalmadı. Her sabah onunla yapacağım yürüyüşler artık hepsi rafa kalktı. Ailemizin neşe kaynağı, herşeyimizi kaybettik.
Bundan sonra ne olacak, ne olacağını gerçekten bilmiyorum. 2 gündür durmadan gözyaşı döküyorum ve onu çok özlüyorum. Dayanmaya gücüm varmı bilmiyorum oraya gittiğimde ama o toprağı kazıp ona sarılıp hiç bırakmamak istiyorum. Yanlız kaldım, eksik kaldım, yıkıldım, tükeniyorum. Bu öyle bir sevgi ki ne aile ne sevdiğin kişi. Hayattaki tek karşılıksız sevgiydi. Daha o kadar güzel zamanlar geçirecektik ki tüm hayallerim suya düştü. Hayal kurmak için bir sebebim kalmadı. Sonuç olarak Lucky artık yok.
Bir gun rüyamda görürüm belki yine bana havlar, yine beni sev diye yatar. Bende onu hiç sıkılmadan usanmadan severim. Hiç bırakmam. Umarım bu güne kadar hiç üzmemişimdir onu ve hiç canını sıkmamışımdır. Sadece yetişemedim son bir kez görmeye. İyi bir sahip olmuşumdur ona umarım…
LUCKY'im, Kardeşim, Abim, Tek dostum, Herşeyim Uzaklardan bana hep gülümse olduğun yer neresi bilmiyorum ama orada hep mutlu ol ve hep özgürlüğe koş. Beni bekle. Seni hep özleyeceğim ve sonsuza dek seni hep seveceğim. Ne olur beni affet!
ELVEDA….
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








