30 Aralık 2012 Pazar

Scuba Diving ve Diyabet Hastalığı....



Siz değerli okuyucularımı biraz beklettim. Çünkü sezonun kapanmasını ve tüm deneyimleri bir araya toplamak istedim. Geçtiğimiz yazılarımda, bir çok deneyimden bahsetmiştim ve benim için en büyük deneyim sayılan dalış hayatı ve diyabet arasındaki ilişki oldu.


Yaz geldi ve bizim de dalış sezonumuz açıldı. Türkiye'de bir çok dalış noktası bulanan bölgerimiz ve bir çok güzelliklerimiz var. Ben bu sene favorimi Bodrum'dan yana kullandım. Bodrum tabiatı ve deniz popülasyonu açısından oldukça zengin ve eşsiz bir bölgemiz. Türkiye'nin bir çok noktasında suya girmiş biri olarak, Bodrum temizliği ve canlılığı açısından en iyi yerlerden birisi. Temmuz ayı ile birlikte doktorumun da kontrolleriyle hafta sonlarımı dalışta geçirmeye karar vermiştim ve ilk dalış gelip çatmıştı. Bütün gece uzun bir yol çekmiştik ve bedenimiz oldukça yorgundu, bol ara öğünlü ve uykusuz bir gecenin ardından iyi bir kahvaltıyı hak etmiştik. Yol kenarında organik bir kahvaltı ile ayılıyor, enerjimizi yeniden kazanıyorduk. İyi bir dalıcı için kahvaltı oldukça önemli bir unsur, tabii bir diyabet hastası için de öyle. Ve dalış zamanı...



Malzemelerimizi hazırlarken içimde büyük bir heyecan vardı, çünkü diyabet hastası olduktan sonra ilk dalışımdı ve başıma bir şey gelirse heyecan yapmamam gerekiyordu. Gerekli bilgileri body'im ve dalış liderimle paylaşmıştım. Dalış öncesi sıkı bir kahvaltı yapmıştım ve enerjim yerine gelmişti. Kahvaltıda iğne dozumu 1-2 doz az vurmuştum ve biraz fazla besin tüketmiştim. Bu durum benim suda kaldığım 1 saat boyunca tüketeceğim enerjim ile kan şekerimi düzenleyecekti. Suya girmeden hemen önce kan şekerimi ölçtüm ve tokluk şekerim 170 çıkmıştı. Bu da tam benim istediğim değerdi çünkü 1 saat sürecek olan dalışımda tüketeceğim enerji ile kan şekerim düşecekti ve nitekim de öyle oldu 1 saatlik dalış sonrasında sudan çıktıktan sonra ilk yaptığım şey kan şekerimi ölçmek oldu ve değer 130 çıkmıştı. Bir anda ilk korkum ve endişem yerini mutluluğa bırakmıştı. Bıraktı dediysek tehlikeyi unuttuk sanmayın sakın. Dalış, diyabet hastaları için önerilen bir spor değil hatta yasak bir çok ülkede. Ben de tüm bu verileri okumuş ve araştırmış olup, kendimi biraz da tehlikeye atarak benim vazgeçilmez tutkum olan dalışı bırakmadan devam etmeyi ve sağlıklı yaşayabileceğimi planladım ve şimdilik başarılı oldum.


1. Dalış sonrası sıkı bir öğle yemeği yedikten 40 dakika sonra tekrar 2. dalışımızı gerçekleştirmek üzere sulara atlamıştık. Önemli bir noktayı söylemeden geçmemeliyim, tatil yerlerinde ve dalış teknelerinde siz diyabet hastaları için genelde zararlı besinler ve öğünler bulunuyor. Bu yüzden meyvenizi, sütünüzü, çavdar ekmeğinizi yanınızda bulundurmanız oldukça önemli ve değerli. Ve tekrar derin maviliklerdeyiz. Artık endişelerim yok olmuştu ve dalışın keyfini çıkarıyordum. Muhteşem geçen 1 saatlik dalışın ardından sudan çıktım ve tekrar kan şekerimi kontrol ettiğimde beklediğim sonuçlar beni bir kez daha sevindirmişti. Akşam üzeri teknemizin karaya bağlanması ile otellere dağıldık ve akşam yemeğinden önce son ara öğünüm olan tost saati gelmişti. Yanımda hazırlamış olduğum sandviçimi yedikten sonra akşam yemeği saatine kadar güzel bir uyku beni bekliyordu....


Akşam saat 8 olur ve 15 kişilik dalış ekibimiz ile birlikte güzel bir akşam yemeği yenir. Keyifli sohbetler arasında saati 10 yapmışızdır ve son iğne saatim ile birlikte iğnemi olduktan sonra, sabah 8 e kadar iyi bir uyku ile sizlere veda ediyorum...


2. Gün...


Pazar günü güneşli bir güne merhaba dedikten sonra, iyi bir kahvaltı için kaldığımız otelin restoran bölümüne inerek, mükemmel bir kahvaltı ile dünkü uyguladığım öğün ve iğne değerlerini bugün de uyguluyorum. Son dalış günümüzde de mükemmel 2 dalış yaptıktan sonra hızlıca yola çıkıyoruz ve istikametimiz istanbul. Neşeli bir grubun içinde Bodrum dönüşü Ortaklar Mevkii'nde çöp şiş yemezsek olmaz. Kendimize tatil verdiğimiz ve ufak kaçamakları böyle güzel anlara sakladığımızda, yediğimiz yemeğin tadı damağımızda kalıyor. Uzun bir günün ardından sabaha karşı 4:00'da evimizde kısa bir uykuya dalıyoruz. 

Keyifli ve sağlıklı geçen 2 gün sonunda Pazartesi günü yaptığım ilk şey kan şekerimi ölçmek oldu. Biliyordum ki stresten uzak ve sağlıklı 2 gün geçirmiştim. Değerlerim sabah açlık ve tokluk için fena sayılmazlardı, ancak gün içerisindeki stres ve iş yoğunluğu sağlığımı elimden alırcasına beni zorluyor ve şeker düzeyimi arttırıyordu. Uzun zamandır bu durumun farkında olmama rağmem ne yapsam da önüne geçemiyordum. Stres biz diyabet hastaları için en kötü şey. İstediğiniz kadar besinlerinize diyetinize dikkat edin, düzeninizi bir kez dahi bozmayın, ufak bir stres tüm bu dikkatleri silip atıyor. 

Biz biliyoruz ki fazla insülin bedenimiz ve sağlığımız için iyi değil. Ancak bu şartlarda aldığımız yüksek orandaki insülin dozları bizleri olumsuz yönde etkiliyor. Babam, ben ilk hasta olduğumu öğrendiğimde bana şunu demişti: "Evin yansa dahi dönüp arkanı gideceksin." Evet söylemesi oldukça kolay, uygulamaya geldiğinde sanırım kimse böyle bişey olurken sakin olup arkasını gitmez ama biz gitmek zorundayız. Buna mecburuz.

Yukarıdaki dalış günlüğümden bu yaz tam olarak 18 dalış gerçekleştirdim ve hepsinde de uyguladığım iğne ve öğünler aynıydı. Tek farklı olan her dalışın bir öncekinden daha güzel ve keyifli olmasıydı...

Kasım ayı ile birlikte dalış sezonunu kapattık ve artık rutin olan 3 aylık kontrollerim gelmişti ve soluğu hastanede almıştım. Yapılan tahlillerde sonuçlar beklenilen gibiydi ancak dozlar artık biraz daha artacaktı. Sebebi basit ama çok komik, stres başlıyor. Temiz hava yok, stresten uzak bir alan yok, güneş yok kısacası sağlık yok....

Geçtiğimiz günlerde tam 1 yılımı doldurdum bu hastalıkla. Onunla barışık olmam ve onu asla yenemeyeceğimi bildiğim halde onunla bir dostmuş gibi yaşamayı öğrendim ki, benim için en ufak bir sıkıntı bile yaratmıyor artık. Tek endişem dalış hayatımı etkilemesiydi, onu da bir şekilde çözdüm. Hastalık başladığında günde toplam 22 doz iğne olurken, şimdilerde 70 doza çıktı. Bu değişimin tek sebebi ise stres ve yoğun iş hayatı.

Şimdilerde sanırım yavaş yavaş fikirlerim değişiyor ve galiba yaşadığım ve büyüdüğüm yer olan Ayvalık'a dönme planları sardı dört bir yanımı. Nedeni çok basit oraya gittiğimde fazla sağlıktan, iğne dozlarım yüksek geliyor ve sürekli şekerim düşüyor. Ben de iğne değerlerimi azaltıyorum ve bu durum bana oldukça iyi geliyor. Sanırım sizleri fazlasıyla yordum, belki de başınızı ağrıttım ama her deneyimimi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Bir dahaki yazım için sizleri bu kadar uzun süre bekletmeyeceğim...

Keyifli ve güzel bir yeni yıl geçirmenizi diliyorum.....



12 Ağustos 2012 Pazar


-Dijital ve geleneksel mecralardaki tüm yenilikler, en son haberler ve en taze reklam örnekleri www.bupikap.com‘da.

13 Temmuz 2012 Cuma




Tekrar Merhaba,

Uzun zamandır ara verdiğim yazılarıma kaldığım yerden devam etmek başlıyorum. Bu ara verdiğim süreç içerisinde bir çok tecrübe ve olay yaşadım. Artık daha fazla bilgiye ve deneyime sahip olduğumu düşünüyorum.

Öncelikle  aç kalmamı ve sınırlarımı öğrendim bu süreçte. Şeker hastalığımın başladığı günden itibaren uçak yolcuğu yapmamıştım ve ufak bir tatil için sabah erken saatte uçak'a binmem gerekiyordu. Ancak 4 saatlik bölünmüş uykular ile bindiğim uçakta benim için 70 dakikalık yolculuk hiç bitmeyecek bir yola dönüşmüştü. Şiddetli mide bulantısı, kalp ritminin normalinden çok daha fazla hızda atması, derin ve durmaksızın alınan nefesler ile tüm vücudumun hakimiyetini kaybetmiştim. Uçaktaki süre nasıl ilerledi çok fazla hatırlamıyorum, ancak uçaktan indiğim dakikadan sonra pek neşeli bir gün benim için başlamadığını düşünüyordum. 1 saatlik bekleme ve kıvranmalar sonrasında istifra ile tüm berbat dakikalar arkada kaldı ve normal hayatıma dönüş yaptım.

Bu kötü tecrübenin sonucunda aç ve uykusuz kalmamam gerektiğini fazlasıyla öğrendim. Şeker hastalığı aslında bakarsanız ileri teknoloji ile oluşturulmuş bir makina gibidir. Düzenli ve aksamadan çalışması için gerekenlerin yapılması büyük önem taşıyor. Ben bu makinanın düzenini bir kere bilinçsiz olduğum için bozdum ve çok kötü saatler geçirdim.

Bu kötü anım ve deneyimim sonunda sizlerle paylaşmak istediğim konulardan biri de benim için en önemli konulardan biri olan "dalış" ve deniz tutkusu. Hastalığın en başında doktorlarımın söylediği tek bir şey vardı o da; "uzun bir süre dalış yok yasaklıyoruz." söylemi beni büyük bir üzüntü içine sürüklemişti. Bense bu uyarıya 4 ay dayanabildim ve 4 ay sonunda ilk serbest dalışımı doktorlardan habersiz yaptım. Büyük bir risk almıştım ama içimde büyük bir korku ve endişe vardı. Ya suyun altında birşey olursa, ya yukarı çıkamazsam, ya hipoglisemi yaşarsam….. Daha bir çok düşünce ve korku benimle birlikte suların içine gömülmüştü denize atladığımda. Adrenalin mi? korku mu? içimdeki şey anlam veremiyordum. Gözlerimi kapatıp bu dalışı gerçekleştirebileceğimi düşünerek aşağıya inmeye başladığımda herşey çok normal ve sakindi. Fakat dibe ulaştığımda birşeylerin beni sıktığını ve üzerimde büyük bir yükü taşıdığım hissine kapılarak kendimi suyun üstünde buldum. Dakikalarca endişeli nefesler ile sakinleşmeye çalışıyordum. 20 dakika suyun üzerinde sakinleşmeyi bekledikten sonra son kez bir deneme daha yapmaya karar verdim ve "bu sefer herşey daha kontrollü olacak" dedim kendime. Ve tekrar suyun altındaydım. Dalış öncesi şeker ölçüm değerlerim normaldi ve dalış sonrası tekrar ölçümlerimi yaptığımda baştaki değerler ile arasında hiçbir fark yoktu. Bu durum bana biraz daha cesaret ve güven verdi.  

Serbest dalışın riskleri oldukça fazladır, bir de hastalığınızın risklerini bildiğiniz durumda tüm riskleri en üst seviyeye taşımış oluyorsunuz. Ama dalış ve deniz benim için vazgeçilemeyecek bir tutku. Yapmış olduğun adrenalin dolu durumlarda gerekli bilgi ve donanıma sahipseniz dışarıdan gelebilecek riskler haricinde tehlike veya risk yoktur.

Unutmayın, kötü koşul yoktur sadece  yetersiz donanımınız ve bilginiz vardır. 

Her insanın sakinleştiği, rahatladığı bir yer vardır, benim ki de deniz işte… Su altında veya üzerinde farketmez hiçbirşey düşünmediğim ve kendimi en fazla güvende hissettiğim yer orası. Belki de bir çoğunuz için yaptıklarım tehlikeli veya sakıncalı gelebilir. Tüm bu yaşadığım durumlar sonunda yüzümde sadece gülümseme olduğu için mutluyum.

Bir sonraki yazımda ise Scuba Diving anılarımdan bir kısmını paylaşmayı hedefliyorum sizlere. Umarım benim gibi bu hastalığı paylaşan kişilere deneyimlerim yardımcı olabilir. Bir sonraki yazımda görüşene dek, diyetinize, iğnelerinize ve spor'unuza dikkat edin...




17 Mart 2012 Cumartesi




Süreç Devam Ediyor...

Her geçen gün aşamalar kaydedip sahip olduğum ve peşimi hayat boyu bırakmayacak olan hastalığım ile yaşamayı öğrendim. Ancak içinde en önemlisi gündelik hayatınız. Aslında çoğumuz aynı düzen içinde yaşıyoruz ve aynı tempoya ayak uyduruyoruz.

3 aydır değişmeyen 1 günüm,

Bir günümü kısaca özetlemek gerekirse benim için gün 7:30'da başlıyor her sabah (Hafta sonu, tatil günleri, ulusal kültürel vs... benim için bir önemi yok.) ve ilk iğnemi (Novorapid) saat 8.30'da oluyorum biliyorum ki o ana kadar herşey güzeldi iyi bir uykudan uyanmıştım ve herşeye rağmen mutluydum. Derken, bir anda işe gitmek için evden çıktığımda şehrin karmaşası ilk nefesimde içime doluyor. Tam o sırada evet gün şimdi başlıyor diyorum ve bir anda metrobüs'te buluyorum kendimi ancak bu güne kadar daha hiç normal şartlarda yolculuk yapamadım toplu taşıma aracı olan metrobüs'te daima orta kapıda cama yapışmış bir şekilde her sabah yolculuk yapıyorum ve tam olarak 23dk sürüyor bu anlamsız ve bunaltıcı yolculuk.

Bu süre sonunda nefes almak ve son 5 dk'lık yürüyüşüm için üst geçidin 72 basamaklı merdivenini tırmanmaya başladığımda mutsuzluk ve aslında beni etkileyen, tabi benim etkilenmem ile doğru orantılı olan Şekerim o anda yükselmeye başlamış oluyor. Uzun merdivenler ve kısa bir yürüyüşün arından ofisteki masamda yerimi almış oluyor ve şimdi beni bekleyen günün iş stresi ve yoğunluğuna geliyor sıra.

Düzenli olarak her gün yemem gereken ara öğünlerimi daima saatinde almayı kendime bir kural koydum ve saat 10:00'ı gösterdiğinde bir adet yeşil elmamı ve bir bardak sütümü içtikten sonra sıra uzun süreli dengeleyici iğneme geliyor. 10:15'e geldiğinde saat (Levemir) köşeme çekilir ve iğnemi yaparım. Hastalığım başladığımda fark ettim birçok kişi iğneye bakamaz Ya da hoş karşılamazlarmış. İlk başlarda tuhaf karşılamış olsam da bende herkesi düşünerek herşeyde iğne yapmak yerine kimsenin olmadığı köşelere çekiliyorum.

Kişiler sizi görüyor ve üzülüyorlar içinde bulunduğunuz durumdan dolayı, bense onu hayatımda bir misafir olarak görmek istiyor ve buna inanmak istiyorum. Çünkü bu beni daha çok mutlu edecek ve yeni umutlarım için bana şans verecek.

Derken saat 12:30'a gelir çatar ve artık en önemli öğünüme sıra gelir. Listemin dışına çıkmadan en fazla kalori aldığım öğünüm. Yemek öncesi yapmam gereken en önemli şey yine iğne olmak. Tüm bu gelişim toplamda 13 sn sürse de biraz can sıkıcı. Arada unutmuyor değilim yemeğime başladıktan sonra aklıma geliyor ve hemen yapıyorum iğnemi.

Bu arada ne kadarı doğru tartışılır ama eğer ki yemeğinize bakladınız ve en başında iğneyi yapmayı unuttuysanız 10 dk içinde iğnenizi yapabilirsiniz. Herhangi bir tepki göstermiyor buna vücut. Bende ilk internetteki siteler de “üzerinden 1 saat geçmemişse yapabilirsiniz” diyordu ancak, zaten yapmamız gereken iğne de yemek ile insulin dengemizi kurması için yapmış olduğumuz bir entegre. Bunu geç adapte etmek yanlış ve tehlikeli olabilir. Bu konuda daima bir hatırlatıcı bulundurmalıyız yanımızda.

Güne kaldığım yerden devam ederken, ara öğünler ve günün sonuna yaklaştığımız paydos (18:30) saatimiz gelir çatar. Uzun bir yolculuk ardından artık eve ulaşmış oluyorum ve tek düşüncem biraz dinlenmek ve akşam yemeğimi yemek. Kısa süren bir hazırlanman sonra saat tam 20:00'ı gösterdiğinde elimde iğnem hazır ve masada yemeğimin başında konumlanmış olurum.

Tüm günün beklentileri 15 dk içinde bitmiş olur ve artık dinlenme vakti geldi dediğimde, saat tekrar 22:00'ı gösterir ve son iğne saatim tekrar (Levemir) biraz yüksek dozaj olsada beni sabah uyanana kadar rahat ve sağlıklı uyku uyumamı sağlacak. Bu iğne işinde bittikten sonra saatler 00:00'ı gösterir ve artık uyku vakti gelir.

İşte bu akış tam 3 aydır hiç değişmedi ve arada sıkılmıyor değilim. Tek sıkıntım aslında bakarsanız uyku... Ancak herşey yolunda gittiği için ve bu kadar dikkat ettiğim için içim rahat uyku az da olsa olur.

Sizlerinde bu yönde dikkatli ve disiplinli olmanız şeker seviyelerinizin tamamının normal seyretmesine yardımcı olacaktır. Çünkü en ufak kural ihlallerinde şeker seviyenizin ne yönde etkilendiğini rahatlıkla görebileceksiniz.

Aslında tüm bu dikkat ve özen hayatınızın geri kalanında sıkıntı çekmeden rahatça yaşamanızı ve sağlıklı bir hayat geçirmenize yarayacak. Biliyoruz ki “Yüksek Şeker” bizim için en öncelikte ayak, böbrek ve beyin de sıkıntılar yaşamamıza sebep olacaktır. Aynı şekilde “Düşük Şeker” de bizler için büyük bir risk teşkil eder.

Doktorunuz ilk hastalığınız öğrendiğinizde size saatlerce şeker hastalığının öneminden fazlasıyla bahsedecektir. Ancak siz içinden tamamını almanayacaksınız. Çünkü o anda en kötü ihtimalleri düşünürsünüz ve size söylenen cümlelerden en önemlilerini içlerinden seçip onlara daha çok ağırlık verirsiniz. Aslında hepsi birbirine bağlı ve bunu bir zincir olarak düşünebiliriz. Halkaların birbirine tutunması bizim elimizde.




13 Mart 2012 Salı

Şeker Hastalığı ve Hayatım




Merhaba,

Ben İlker ŞENER 22 yaşında, 3 ay önceye kadar extreme hayata ve heyecana doymaksızın yaşayan, işinde başarılı (Art Director) bir gencim ama şimdi....

Sizlere kısa zaman önce hayatımın bir anda değişmesini ve elimden neler alıp neler verdiğini anlatmak istiyorum.

Bundan tam 3 ay önce Ayvalık'taki ailemi ziyarete gittiğimde başladı. Mide bulantısı ile hastaneye gittiğimde doktorun bilinçsizce müdehaleleri yüzünden bir anda hayatım değişti. Belki bu büyük bir şanstı benim için bilinmez. Doktorun sorumsuzlukları nedeniyle komaya girdim ve şeker hastası olan babam Cengiz ŞENER'in şekerimi ölçmeyi düşünmesiyle ortaya çıktı.

Doktorun yanlış tedavi uygulaması beni giderek kötüye ve belirsiz bir durum içersine sürüklemişti... Ve artık Şeker Hastasıydım. Tabi ki de ailemde bulunduğu için bu hastalık bende aday gösteriliyordum ancak o kadar sağlıklıydım ki bu düşünce Hiçbir zaman kafamda yer etmemişti.

Diyabet doktorum “ Sen TİP 1 Diyabet Hastasısın ve bundan sonra Insulin kullanmak zorundasın.” dediğinde biraz şok etkisi yaratmıştı bende ama sakin ve düşünceli yaklaşmam gerektiğini düşündüm. Bu durumuma üzülen ailem ve sevdiklerimi görünce iyi olup kaldığım yerden devam etmenin yollarını aramam gerekiyor dedim kendime. Doktorun “dikkat etmezsen hayatını kötü yönde etkileyebilir.” söylemi beni endişelendirmiş ve bu zamana kadar yapmış olduğum ve yapmak istediklerimden bir anda uzaklaştırmıştı beni.

Hala inanamıyordum “serbest dalış, tüplü dalış, extreme fotograf çekmek, yükseklerden atlamak, aralarında bulunmak istemeyeceğiniz deniz canlılarıyla beraber yüzmek, yelken açmak, dağlarda kaymak ve daha bir çok hobimi” bir anda elimden almıştı. Belli etmemeye çalışsam da bu durum beni oldukça mutsuz etmişti. Her fırsatta doktoruma “Dalış hayatıma kaldığım yerden devam edebilecek miyim?” diye soruyordum ve onlar da bana bir gün “EVET” diyerek mutlu etmeye çalışıyorlardı belki de ama farkındaydım artık tutkularımı bırakmam gerekiyordu en azından uzun bir süre.

Herşey o kadar hızlı ilerliyordu ki neye uğradığımı nasıl bir hayata geçiş yaptığımı anlayamıyordum. Sen şeker hastasısın ve en önemli şey beslenmen diye bir ses vardı arkamda ve bir anda kendimi diyetisyende bulmuştum. Ben normalda günde 8 öğün yemek yiyen ve olmam gereken kilo da sağlıkla yaşayan biriydim ama eskisi gibi olmayacaktı hiçbirşey. Diyetisyen genç bir bayandı ve ne yapmam gerektiğini anlatmaya başladı, bense bu diyete nasıl uyacağımı ve nasıl doyabileceğimi düşünmeye başlamıştım.

Hastaneden çıktığımda kendi içimden “bundan sonra nasıl yaşamam gerektiğini öğrenmekten başka çarem yok” dedim. Yanımda annem vardı o an bana en büyük destekçi olan, ancak o da bu durumdan çok etkilenmiş ve oldukça üzgündü.

Eve geldim ve hemen bilgisayar başına geçtim. Hastalığı tamamıyla anlayıp yaşamamımı ne yönde etkileyeceğini araştırmaya başladım ve her okuduğum satırda biraz daha hayal kırıklığı yaşıyordum. Çünkü bu güne kadar ki yaşamamın %70 i yasak ve tehliyeliydi. Örneğin; Dalış, gece hayatı, bir çok sevdiğim yiyecek ve içecekler, ağır ve şiddetli spor, saatlerce yüzmek, yelken.... Bir çoğu daha var ancak bunlar benim hayatımda yer alan şeyler ve artık yoklar. Psikolojik olarak kendimi bir anda bu hobilerimden ve tutkularımdan soğutma isteği oluştu ve bunu aslında hiç yapmak istemiyordum.

Bu süreçte zaman hızla ilerliyor ve her gün yeni Bir şey öğreniyordum. Bilgilerimi hayatımda uygulamaya ve faydalarını da görmeye başlamıştım. Artık az yemek yiyor ve günde 5 kez iğne oluyordum. Yavaş yavaş bu düzene alışıp çevremdekileri de bu kervana ayak uyurmaları için zorluyordum.

Yapmış olduğunuz diyet kadar, zamanında yapmanız gereken insulinler ve doğru dozları, şeker hastalığının en dikkat edilmesi gereken böbrekleriniz ve ayaklarınıza özen göstermenizi ve tabiki en önemlisi sağlıklı yaşam yani spor u eksik etmemelisiniz hayatınızdan. Bende tüm bunları harfi harfine uyguluyor ve bedenimdeki değişiklikleri sıklıkla kontrol etmeye çalışıyordum.

Bundan sonraki yaşamımda bu hastalığın bana başka sorunlar yaratmasını istemiyordum ve ne gerekiyorsa araştırıp bulup kendi hayatımda yer ediyordum. Ancak Türkiye'de bu hastalığın ne kadar önemsiz ve dikkate alınmadığını gördüm 3 ayda. Çünkü hala hastanelerimizde bu hastalığın sebeplerini ve temelinde yatan hormonal dengelerin bozukluğunu araştıran hiçbir tahlil yok. Bilgi bakımından da hala diğer ülkelerden çok yoksunuz. Bilmemiz gerektiği kadar bilgiyi biliyor ve uyguluyoruz hatta doktorlarımız bu hastalığın üzerine temkinli bir şekilde yaklaşmamız gerektiğini bile söylemekten kaçınıyorlar Ya da söyleyemiyorlar.

Oysa ki siz ne kadar dikkatli olursaniz ve özen gösterirseniz bu hastalığın sizler için herhangi bir tehlike oluşturması mümkün değil. Ancak yine her zaman olduğu gibi insanoğlu kendi nefsine yenik düşerek bir kereden bişey olmaz bunu da yapalım, bunu da yiyelim gibi kendilerini kandırma durumlarında yaşamlarının dengesini bozduklarının farkında bile değiller. Araştırmalarınızı ve duyduklarınızı sadece ülkemiz adına sınırlamamalı dünya üzerinde diğer ülkelerde bu hastalığın ne kadar önemsendiği ve bu konudaki yapılan çalışamaları doktorların kendi makalelerinden de dinleyip araştırıp öğrenmeliyiz.

Diyeceksiniz; siz de hiç kaçamak yapmadınız mı? “Hayır! Şuana kadar bir kez olsun hiç kaçamak yapmadım ve hayatımı ilk günden bu zamana bir kez aksatmadım Sabah kalkışlarım, Kahvaltı,ara öğünlerim, Öğle ve Akşam yemeklerim hiç saatinden şaşmadı. Kendime koyduğum kuralları bazen bende çok katı buluyorum ancak bu benim hayatım için gereken bir şey ve buna uymak zorunda olduğumu düşünüyorum.

Geçtiğimiz haftalarda doktoruma giderek 3 aylık kontrollerimi yaptırdım. Sonuçların en başından bu yana çok daha iyi, ancak durumum tabi ki de düzelmeyecekti bunu biliyordum. Dikkat etmeye devam ve izlediğim yoldan hiç çıkmamam gerektiğini söyledi dokturum. Bende eski hayatımda yapmış olduğum ve şu anda vazgeçmek zorunda kaldığım tutkularımı tekrar elde etmek için ricada bulunduğumda beni çok değerli bir egzersiz uzmanı Nilay Hanıma gönlendirdi. Hızlıca bir mekanizma üzerine çıktım ve ölçümler yapıldı, çıkan sonuç beni mutlu etti ve motivasyonumu arttırdı. Yaşım 22 ancak metabolizma yaşımın 16 olduğunu söyledi ve yeteri kadar kasımın bulunduğunu söyledi. Yüzüm gülüyordu artık çünkü 3 aydır hiç spor yapmıyordum ve bundan çok bunalmıştım.

Bir yerden başlayabileceğimi ve umudumun tekrardan oluşmasına yardı olacak diye düşündüm. Şu anda az da olsa günde 40 dk. Yürüyüş ve ağırlık çalışarak kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Bundan sonraki planlarımdan birisi de uzun bir yelken seyri...

Blog'umda düzenli olarak yaşadığım deneyimleri sizlerle paylaşmak ve beraber deneyimlerimizi, moralimizi, gücümüzü arttırmak istiyorum. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere...