13 Temmuz 2012 Cuma




Tekrar Merhaba,

Uzun zamandır ara verdiğim yazılarıma kaldığım yerden devam etmek başlıyorum. Bu ara verdiğim süreç içerisinde bir çok tecrübe ve olay yaşadım. Artık daha fazla bilgiye ve deneyime sahip olduğumu düşünüyorum.

Öncelikle  aç kalmamı ve sınırlarımı öğrendim bu süreçte. Şeker hastalığımın başladığı günden itibaren uçak yolcuğu yapmamıştım ve ufak bir tatil için sabah erken saatte uçak'a binmem gerekiyordu. Ancak 4 saatlik bölünmüş uykular ile bindiğim uçakta benim için 70 dakikalık yolculuk hiç bitmeyecek bir yola dönüşmüştü. Şiddetli mide bulantısı, kalp ritminin normalinden çok daha fazla hızda atması, derin ve durmaksızın alınan nefesler ile tüm vücudumun hakimiyetini kaybetmiştim. Uçaktaki süre nasıl ilerledi çok fazla hatırlamıyorum, ancak uçaktan indiğim dakikadan sonra pek neşeli bir gün benim için başlamadığını düşünüyordum. 1 saatlik bekleme ve kıvranmalar sonrasında istifra ile tüm berbat dakikalar arkada kaldı ve normal hayatıma dönüş yaptım.

Bu kötü tecrübenin sonucunda aç ve uykusuz kalmamam gerektiğini fazlasıyla öğrendim. Şeker hastalığı aslında bakarsanız ileri teknoloji ile oluşturulmuş bir makina gibidir. Düzenli ve aksamadan çalışması için gerekenlerin yapılması büyük önem taşıyor. Ben bu makinanın düzenini bir kere bilinçsiz olduğum için bozdum ve çok kötü saatler geçirdim.

Bu kötü anım ve deneyimim sonunda sizlerle paylaşmak istediğim konulardan biri de benim için en önemli konulardan biri olan "dalış" ve deniz tutkusu. Hastalığın en başında doktorlarımın söylediği tek bir şey vardı o da; "uzun bir süre dalış yok yasaklıyoruz." söylemi beni büyük bir üzüntü içine sürüklemişti. Bense bu uyarıya 4 ay dayanabildim ve 4 ay sonunda ilk serbest dalışımı doktorlardan habersiz yaptım. Büyük bir risk almıştım ama içimde büyük bir korku ve endişe vardı. Ya suyun altında birşey olursa, ya yukarı çıkamazsam, ya hipoglisemi yaşarsam….. Daha bir çok düşünce ve korku benimle birlikte suların içine gömülmüştü denize atladığımda. Adrenalin mi? korku mu? içimdeki şey anlam veremiyordum. Gözlerimi kapatıp bu dalışı gerçekleştirebileceğimi düşünerek aşağıya inmeye başladığımda herşey çok normal ve sakindi. Fakat dibe ulaştığımda birşeylerin beni sıktığını ve üzerimde büyük bir yükü taşıdığım hissine kapılarak kendimi suyun üstünde buldum. Dakikalarca endişeli nefesler ile sakinleşmeye çalışıyordum. 20 dakika suyun üzerinde sakinleşmeyi bekledikten sonra son kez bir deneme daha yapmaya karar verdim ve "bu sefer herşey daha kontrollü olacak" dedim kendime. Ve tekrar suyun altındaydım. Dalış öncesi şeker ölçüm değerlerim normaldi ve dalış sonrası tekrar ölçümlerimi yaptığımda baştaki değerler ile arasında hiçbir fark yoktu. Bu durum bana biraz daha cesaret ve güven verdi.  

Serbest dalışın riskleri oldukça fazladır, bir de hastalığınızın risklerini bildiğiniz durumda tüm riskleri en üst seviyeye taşımış oluyorsunuz. Ama dalış ve deniz benim için vazgeçilemeyecek bir tutku. Yapmış olduğun adrenalin dolu durumlarda gerekli bilgi ve donanıma sahipseniz dışarıdan gelebilecek riskler haricinde tehlike veya risk yoktur.

Unutmayın, kötü koşul yoktur sadece  yetersiz donanımınız ve bilginiz vardır. 

Her insanın sakinleştiği, rahatladığı bir yer vardır, benim ki de deniz işte… Su altında veya üzerinde farketmez hiçbirşey düşünmediğim ve kendimi en fazla güvende hissettiğim yer orası. Belki de bir çoğunuz için yaptıklarım tehlikeli veya sakıncalı gelebilir. Tüm bu yaşadığım durumlar sonunda yüzümde sadece gülümseme olduğu için mutluyum.

Bir sonraki yazımda ise Scuba Diving anılarımdan bir kısmını paylaşmayı hedefliyorum sizlere. Umarım benim gibi bu hastalığı paylaşan kişilere deneyimlerim yardımcı olabilir. Bir sonraki yazımda görüşene dek, diyetinize, iğnelerinize ve spor'unuza dikkat edin...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder