Merhaba,
Ben İlker ŞENER 22 yaşında, 3 ay
önceye kadar extreme hayata ve heyecana doymaksızın yaşayan,
işinde başarılı (Art Director) bir gencim ama şimdi....
Sizlere kısa zaman önce hayatımın
bir anda değişmesini ve elimden neler alıp neler verdiğini
anlatmak istiyorum.
Bundan tam 3 ay önce Ayvalık'taki
ailemi ziyarete gittiğimde başladı. Mide bulantısı ile hastaneye
gittiğimde doktorun bilinçsizce müdehaleleri yüzünden bir anda
hayatım değişti. Belki bu büyük
bir şanstı benim için bilinmez. Doktorun sorumsuzlukları
nedeniyle komaya girdim ve şeker hastası olan babam Cengiz ŞENER'in
şekerimi ölçmeyi düşünmesiyle ortaya çıktı.
Doktorun yanlış
tedavi uygulaması beni giderek kötüye ve belirsiz bir durum
içersine sürüklemişti... Ve artık Şeker Hastasıydım. Tabi ki
de ailemde bulunduğu için bu hastalık bende aday gösteriliyordum
ancak o kadar sağlıklıydım ki bu düşünce Hiçbir zaman kafamda
yer etmemişti.
Diyabet doktorum “
Sen TİP 1 Diyabet Hastasısın ve bundan sonra Insulin kullanmak
zorundasın.” dediğinde biraz şok etkisi yaratmıştı bende ama
sakin ve düşünceli yaklaşmam gerektiğini düşündüm. Bu
durumuma üzülen ailem ve sevdiklerimi görünce iyi olup kaldığım
yerden devam etmenin yollarını aramam gerekiyor dedim kendime.
Doktorun “dikkat etmezsen hayatını kötü yönde etkileyebilir.”
söylemi beni endişelendirmiş ve bu zamana kadar yapmış olduğum
ve yapmak istediklerimden bir anda uzaklaştırmıştı beni.
Hala inanamıyordum
“serbest dalış, tüplü dalış, extreme fotograf çekmek,
yükseklerden atlamak, aralarında bulunmak istemeyeceğiniz deniz
canlılarıyla beraber yüzmek, yelken açmak, dağlarda kaymak ve
daha bir çok hobimi” bir anda elimden almıştı. Belli etmemeye
çalışsam da bu durum beni oldukça mutsuz etmişti. Her fırsatta
doktoruma “Dalış hayatıma kaldığım yerden devam edebilecek
miyim?” diye soruyordum ve onlar da bana bir gün “EVET”
diyerek mutlu etmeye çalışıyorlardı belki de ama farkındaydım
artık tutkularımı bırakmam gerekiyordu en azından uzun bir süre.
Herşey o kadar
hızlı ilerliyordu ki neye uğradığımı nasıl bir hayata geçiş
yaptığımı anlayamıyordum. Sen şeker hastasısın ve en önemli
şey beslenmen diye bir ses vardı arkamda ve bir anda kendimi
diyetisyende bulmuştum. Ben normalda günde 8 öğün yemek yiyen ve
olmam gereken kilo da sağlıkla yaşayan biriydim ama eskisi gibi
olmayacaktı hiçbirşey. Diyetisyen genç bir bayandı ve ne yapmam
gerektiğini anlatmaya başladı, bense bu diyete nasıl uyacağımı
ve nasıl doyabileceğimi düşünmeye başlamıştım.
Hastaneden
çıktığımda kendi içimden “bundan sonra nasıl yaşamam
gerektiğini öğrenmekten başka çarem yok” dedim. Yanımda annem
vardı o an bana en büyük destekçi olan, ancak o da bu durumdan
çok etkilenmiş ve oldukça üzgündü.
Eve geldim ve
hemen bilgisayar başına geçtim. Hastalığı tamamıyla anlayıp
yaşamamımı ne yönde etkileyeceğini araştırmaya başladım ve
her okuduğum satırda biraz daha hayal kırıklığı yaşıyordum.
Çünkü bu güne kadar ki yaşamamın %70 i yasak ve tehliyeliydi.
Örneğin; Dalış, gece hayatı, bir çok sevdiğim yiyecek ve
içecekler, ağır ve şiddetli spor, saatlerce yüzmek, yelken....
Bir çoğu daha var ancak bunlar benim hayatımda yer alan şeyler ve
artık yoklar. Psikolojik olarak kendimi bir anda bu hobilerimden ve
tutkularımdan soğutma isteği oluştu ve bunu aslında hiç yapmak
istemiyordum.
Bu süreçte zaman
hızla ilerliyor ve her gün yeni Bir şey öğreniyordum.
Bilgilerimi hayatımda uygulamaya ve faydalarını da görmeye
başlamıştım. Artık az yemek yiyor ve günde 5 kez iğne
oluyordum. Yavaş yavaş bu düzene alışıp çevremdekileri de bu
kervana ayak uyurmaları için zorluyordum.
Yapmış olduğunuz
diyet kadar, zamanında yapmanız gereken insulinler ve doğru
dozları, şeker hastalığının en dikkat edilmesi gereken
böbrekleriniz ve ayaklarınıza özen göstermenizi ve tabiki en
önemlisi sağlıklı yaşam yani spor u eksik etmemelisiniz
hayatınızdan. Bende tüm bunları harfi harfine uyguluyor ve
bedenimdeki değişiklikleri sıklıkla kontrol etmeye çalışıyordum.
Bundan sonraki
yaşamımda bu hastalığın bana başka sorunlar yaratmasını
istemiyordum ve ne gerekiyorsa araştırıp bulup kendi hayatımda
yer ediyordum. Ancak Türkiye'de bu hastalığın ne kadar önemsiz
ve dikkate alınmadığını gördüm 3 ayda. Çünkü hala
hastanelerimizde bu hastalığın sebeplerini ve temelinde yatan
hormonal dengelerin bozukluğunu araştıran hiçbir tahlil yok.
Bilgi bakımından da hala diğer ülkelerden çok yoksunuz. Bilmemiz
gerektiği kadar bilgiyi biliyor ve uyguluyoruz hatta doktorlarımız
bu hastalığın üzerine temkinli bir şekilde yaklaşmamız
gerektiğini bile söylemekten kaçınıyorlar Ya da söyleyemiyorlar.
Oysa ki siz ne
kadar dikkatli olursaniz ve özen gösterirseniz bu hastalığın
sizler için herhangi bir tehlike oluşturması mümkün değil.
Ancak yine her zaman olduğu gibi insanoğlu kendi nefsine yenik
düşerek bir kereden bişey olmaz bunu da yapalım, bunu da yiyelim
gibi kendilerini kandırma durumlarında yaşamlarının dengesini
bozduklarının farkında bile değiller. Araştırmalarınızı ve
duyduklarınızı sadece ülkemiz adına sınırlamamalı dünya
üzerinde diğer ülkelerde bu hastalığın ne kadar önemsendiği
ve bu konudaki yapılan çalışamaları doktorların kendi
makalelerinden de dinleyip araştırıp öğrenmeliyiz.
Diyeceksiniz; siz
de hiç kaçamak yapmadınız mı? “Hayır! Şuana kadar bir kez
olsun hiç kaçamak yapmadım ve hayatımı ilk günden bu zamana bir
kez aksatmadım Sabah kalkışlarım, Kahvaltı,ara öğünlerim,
Öğle ve Akşam yemeklerim hiç saatinden şaşmadı. Kendime
koyduğum kuralları bazen bende çok katı buluyorum ancak bu benim
hayatım için gereken bir şey ve buna uymak zorunda olduğumu
düşünüyorum.
Geçtiğimiz
haftalarda doktoruma giderek 3 aylık kontrollerimi yaptırdım.
Sonuçların en başından bu yana çok daha iyi, ancak durumum tabi
ki de düzelmeyecekti bunu biliyordum. Dikkat etmeye devam ve
izlediğim yoldan hiç çıkmamam gerektiğini söyledi dokturum.
Bende eski hayatımda yapmış olduğum ve şu anda vazgeçmek
zorunda kaldığım tutkularımı tekrar elde etmek için ricada
bulunduğumda beni çok değerli bir egzersiz uzmanı Nilay Hanıma
gönlendirdi. Hızlıca bir mekanizma üzerine çıktım ve ölçümler
yapıldı, çıkan sonuç beni mutlu etti ve motivasyonumu arttırdı.
Yaşım 22 ancak metabolizma yaşımın 16 olduğunu söyledi ve
yeteri kadar kasımın bulunduğunu söyledi. Yüzüm gülüyordu
artık çünkü 3 aydır hiç spor yapmıyordum ve bundan çok
bunalmıştım.
Bir yerden
başlayabileceğimi ve umudumun tekrardan oluşmasına yardı olacak
diye düşündüm. Şu anda az da olsa günde 40 dk. Yürüyüş ve
ağırlık çalışarak kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Bundan
sonraki planlarımdan birisi de uzun bir yelken seyri...
Blog'umda düzenli
olarak yaşadığım deneyimleri sizlerle paylaşmak ve beraber
deneyimlerimizi, moralimizi, gücümüzü arttırmak istiyorum. Bir
sonraki yazımda görüşmek üzere...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder